25 Ocak 2026

Takanın Kahve 4

 
    Kahvenin yenilenmesi yeni bir binadan ibaret değildi. Mekan genişlemesine bağlı olarak müşteri de artıyor ve profil çeşitleniyordu. Bunda işin başına Ahmet'in geçmiş olmasının payı olabilir. Her neyse, belki müşteri isteğiyle okey, kağıt oyunları, tavla ve domino bu dönemde başlamış oldu. 

    Diğerleri mühim değil de, domine deyince ona ayrı bir parantez açmak lazım. Bana öyle geliyor ki kime bu oyunu sorsanız üç isim sayacaktır: Taka Nuri, Gambır Muhtar ve Garaçaylı'nın Mahmut... 

    Sabahları Taka açıyordu kahveyi... Öğleye doğru Ahmet gelene kadar görev onda. Sonra gece yarısında kapatana kadar Ahmet'in... Galiba akşam yemeği için bir saat kadar tekrar bir nöbet değişimi vardı, ama genel çalışma sistemleri böyle... İşte sabah nöbet değişimini bu isimler hacı gözler gibi beklerdi. Ahmet gelecek de domineye oturacaklar...

    Gerçi Mahmut Ağa çalışıyordu, bu öğlen bekleyişi ilk zamanlarda Gambır ile Taka için geçerliydi. Fakat ikindin mesai bitiminde de Mahmut Ağa adeta koşa koşa gelirdi, emeklilikten sonra ise tam bir üçlüydüler... Pirince kazınmış domine taşlarının bulunduğu küçük kutu ile kalem kağıt bir elinde, kendine doldurduğu bir bardak çay diğerinde olduğu halde, ya direğin dibindeki yahut televizyonun ardındaki küçük masaya Taka yöneldiğinde, neyin ne olduğunun farkındaki diğer ikisi de masadaki yerini alırdı.

    Taşlar karıştırılıp dizilirken çaylar da söylenir; 
    - "Çayları ve Ahmet!.."  Yancıyı sevmezlerdi, buna rağmen kıyıdan köşeden sokulan olsa da çay filan söylemezler, yokmuş gibi davranırlar. Üleştikleri yedişer taşı Muhtar ile Mahmut Ağa farklı yöntemlerle avucuna alırlar. Sol parmaklarının ucuyla sürüklediği taşları, rıhtımda bekler gibi masa kenarına yanaşmış diğer avucuna noktalı yüzleri görünecek şekilde yapıştırırdı Muhtar. Buna karşın diğeri, aynı hareketleri bir avuçtan diğerine aktaracak biçimde gerçekleştirirdi. Taka ise taşları avucuna almayıp masaya sıralayarak sol elini rakipler görmesin diye önüne siper ederdi. Tabi avuca sığmayacak kadar taş çekmek zorunda kaldıysa diğer oyuncular da aynı yolu izlerdi...
    
    Üçlü oyunda ilk olarak belirli sayıya ulaşan birincidir, kenara çekilip tek mağlubun ortaya çıkmasını bekler. Eğer Takanuri yenilmişse keyifle seslenirler;
    - "Ahmet, gazana su ekle!.." Anasınıngözü Muhtar pek nadir yenilirdi. Genellikle ilk olarak oyundan ayrılır ve sağa sola laf yetiştirirdi. Sesi bütün kahveyi dolduracak kadar yüksek desibeldeydi. Onaylatmak için bir evrak getiren olursa oyundaki ve masadaki istifini bozmaz, meşin mahfazalı mührünü cebinden çıkarır, hohladıktan sonra avucunun etli kısmına yerleştirdiği kağıda basardı. Sonra oyuna devam... Yeni oyun taşları karılırken tekrar çaylar söylenir, bilmem kaçıncı defa sigaralar yakılırdı. 

    Nadiren sigara ikram ederlerdi birbirlerine. Herkes göğüs cebindeki paketten tek çıkarıp yakardı. Her birinin kendine özgü hareketleri vardı. Mahmut Ağa sigarasını ayrıca süzgeç ağızlığa takar, Taka, elleri dolu olduğu için kendisine musallat olan sineği "Kişe hey!.." diye koğar, Muhtar da masaya dökülen külleri üfleyerek temizlerdi.

    Oyundan ilk çıktığı zamanlar veya sair vakitlerde dışarıya çıkan Muhtar'ın kazık sandalyeye oturma biçimi de değişikti. Kamburluk sebebiyle rahat edemeyeceğinden, ters çevirdiği sandalyenin arkadaki yüksek dayamalığına olmayan kabasıyla otururdu. Daha doğrusu buna oturmak denmez, dayanırdı. Böylece muhataplarıyla aynı göz hizasını sağlamış olurdu. Onun böyle oturduğunu gören çoğu kimsede, aynı filmlerde olduğu gibi, sandalyenin boştaki ayağına bir çelme atıp Muhtar'ı yere yuvarlama fikri oluşmuştur. Neyse ki ciddi sağlık sorununa yol açacak böyle bir muzipliğe kimse başvurmadı. Bu pozisyonda otururken sigara paketlerinin iç ciyirdeğini yüzmek Muhtar'ın hiç  vazgeçmediği alışkanlıklarından biriydi. Kağıdı alümünyum tabakadan arındırma diyebileceğimiz bu iş zannedildiği kadar kolay değildir, sabır ister; ancak onun gibi birinin baş edebileceği faydasız bir meşgale...

    Üçlü oyun muhabbeti ve Gambır Muhtar'ın şamataları Takanınkahve'de 1990'lı yılların sonuna kadar devam etti. 1999 seçimlerinde Ahmet, onu devirmeden çok önce, uzaktan izlemesi bile keyifli bu oyunlar bitmişti.

    Bu döneme has anlatılması gerekli mühim bir husus da söğüt ve iğde gölgesidir. İlk binanın önündeki çardak gölgelik yenilemede kaldırılınca, yeni kahve önüne salkım söğüt dikilmişti. Bir kaç yıl sonra bunlar sökülüp bir tarafa ıhlamur, diğer tarafa iğde diktiler. Ihlamur tarafı tat vermedi, ama iğde aldı başını gitti. Altına bir sıra oturakla bir masa sabitlendi. Kısa sürede tam yazlık kahve havası oluştu. Öğlene kadar iğde gölgesinde idare ediliyor, öğleden sonra bina gölgesi yavaş yavaş dönüp tam ikindin sonrası iyice uzadığı için gündüzün her saatinde eğlenmelik gölge sağlanmış oluyordu. Camiden çıkanlar, yola kadar taşan bu alanda bir kaç saatliğine kalabalık oluştururdu.

    Üst katın ne zaman yapıldığını hatırlayamadım. Tam da bilardonun köy gençleri arasında popüler olduğu sıralar oraya iki masa kuruldu. Öyle pek kazanç getirdiğini sanmıyorum, yalnız orada futbol maçları için bir kurulum yapılmıştı, o sıralar çok hareketli ve kalabalık oldu. Ahmet'e yardımcı olarak Patoz Ahmet, Cıldır, bizim Muhittin filan o dönemde ve daha sonra çalıştılar.

    Takanın Ahmet'in daha kalıcı bir yardımcıya ihtiyacı vardı. Bunun için bir süre Yarımçakmağın Mehmet'le çalıştı. Bu konuda uzun süreli bir çalışandan söz etmek gerekirse o da Haydar'dır. Soyadını bilmediğim Karslı bu Azeri çocuk, işe başladığında hakikaten çocuktu. Müşteriyle iyi ilişkileri ve tatlı Türkçe'si vardı. Yıllarca çalıştı, İstanbul'a taşınırken kocaman delikanlıydı...

    Daha sonra eniştesi, Gözelali'nin Şükrü ile birlikte çalıştı Ahmet. Bu dönemde artık sağlık sorunları iyice ilerleyen Taka'nın çalışmaya dermanı yoktu. Ancak çay içmeye gelirdi, o da arabayla... Şükrü'nün vefatından sonra Kazım çalışmaya başladı... Bunlar Takanınkahve'de uzun soluklu çalışanlar...

    Taka Nuri Argunşah da damadı Şükrü'den bir kaç ay sonra 2015'te vefat etti. Onun adıyla bütünleşen bir kahve hakkında niye bu kadar duruyoruz. Anıtkaya'da kahveler ve kahvecilik konusunu yazarken zaten bahsetmiştik, şimdi ayrıca Takanınkahve başlığına gerek var mıydı?...

    İşin ehline göre eşya ve mekanın da ruhu var. Belki bu yüzden insan onlarla izah edilemez bir bağ kuruyor. Anıtkaya kahveleriyle ilgili yazdıklarım duyum ve dışardan gözlemlere dayanıyordu. Ama Takanınkahve başka... Onun hakkında bunca yazdıklarım, yaşadıklarımdan başkası değildir... Yani bütün bunları içeriden birinin sesi olarak okuyun derim...



1 yorum:

  1. Nuri ve diğer vefat edenlere Allah rahmet eylesin inşallah 🤲 abiye Allah rahmet eylesin

    YanıtlaSil