12 Şubat 2026

Çift Öküz

     
    İkilik, iki adetten oluşan grup manalarına gelen çift kelimesi nasıl olur da bir mesleğin, hem de kadim bir mesleğin adına kaynaklık eder, anlaşılır gibi değil. Yine de bunu anlaşılır kılmak için biraz gayret edeceğiz.

    Bu isimlendirmeye temel sebep; çiftçilik, çift sürme fiiline dayanır. Bu kadar... Tamam da, çift sürme işine neden böyle denilmiş. Niye toprak kazmak, tarlayı eşmek, yeri devirmek, alt üst etmek vb. tabirler değil de çift sürmek?

    Hakkını yemeyelim, çiftlik kelimesi de çiftçilik mesleğine temel teşkil edebilir. Yalnız ben bu kelimenin çift sürme fiilinden daha sonra oluştuğunu düşünüyorum. Yani ikisinin de kökünde aynı 'çift' kelimesi bulunuyor.

    Boyunduruk vasıtasıyla sabanla tarlayı sürmek, kağnıyı çekmek, düğenle harman etmek gibi temel zirai işlemlere koşulan 'bir çift öküz', zamanla 'çift' kelimesine sıkıştırılmış. Şöyle de düşünebiliriz, bu sıfat tamlamasında gereksiz gördüğü diğer kelimeleri somuran "çift" sıfatı, onların vazifesini de sırtlayarak adlaşmış, kalıplaşmıştır. Artık "çift" denildiğinde o zahmetli ve kutsal işlerin ekserisini yapan iki öküz akla gelmektedir.

    15. yüzyıla tarihlenen bir metinde ".. çift ucun tutub ekincilik iderlerdi." sözü tespit edilmiş. Burada çift kelimesinden iki öküz kastedildiği ve ziraat anlamında 'ekincilik' kelimesi kullanıldığı çok açık. 

    Kelimenin hayat hikayesinde önemli bir durak daha var. Zamanı ve mahiyetini bilemediğimiz o durakta yeni bir anlam kazanacak. Zira çift kelimesinin iki öküzden başka, onlarla ziraat yapabilmeye, ekip biçmeye uygun arazi, tarla, ekenek manasına ikinci bir anlamı daha olduğu anlaşılıyor. 

    Belki iki anlamı birbiriyle karışmasın diye, belki de daha başka sebeplerle bir miktar tarla anlamını 'bir çift öküz' anlamından ayırıp ona çift yerine çiftlik diyorlar. Şu durumda çiftlik, ilk zamanlarda bir çift öküz ile ekilebilecek büyüklükteki arazinin adı oluyor. Sonradan bu ilk anlamından genişleyerek, tahsis edilen arazinin ortasındaki idare merkezi anlamını kazanıyor. Çiftliklerde, zirai faaliyetlerin üstesinden gelecek kadar işçi aile ve hayvan bulunduruluyordu. 16. yüzyıl Tahrir Defterlerinde Eğret köyü arazisi içinde 7 çiftlik kaydı var.

    Çiftten çiftliğe geçiş böyle... Fakat çiftçi kelimesinin gelişimini, ne zaman 'tarman' ve 'ekinci' kelimelerinin yerine geçtiğini bilemiyoruz. Aslında savaşçı bir kavim olan Türkler hayvancılıkla iştigal etmiş, ama tarımda derinleştikleri söylenemez. Çoğu boyun/aşiretin, ziraatle Anadolu'da karşılaştığını düşünenler bile var. Bir çok ziraat aletinin adı Yunanca/Rumca kökenli olmasını da böyle açıklıyorlar.

    Türkçe'de çiftçi kelimesine geçiş hangi dönemde olursa olsun, Eğret ağzında bu geçiş hiç gerçekleşmemiş. Köylü arasındaki son dönem adı 'ileşber/ileşberlik' idi. Hatta kelime başındaki 'ileş' sözcüğünden yola çıkarak bu mesleğin leş gibi iğrenç bir şey olduğu ima edilirdi. Sonradan çiftçi kelimesinin ufak ufak kendine yer bulması tamamen resmi ağız sebebiyledir.

    İleşberin Farsça rencber'den geldiği çok açık. Yalnız söylenişine bakacak olursak Eğret'te bu kelimenin tamamen Türkçeleştiğini anlarız. Anadolu'daki farklı ağızlarda aynı kelimeye rastlanmakla birlikte bunlar bizde söylendiği gibi değil. Tamam anlam aynı, ama söyleyiş değişik. En güzel örnek Pir Sultan şiirinde:

    Dağdan kütür kütür hezen indirir
    İndirir de ateşlerde yandırır
    Her evin devleğin öküz döndürür
    İreçberler hoşça tutun öküzü

    Öküzün damını alçacık yapın
    Yaş koman altına kuruluk serpin
    Koşumdan koşuma gözlerin öpün
    İreçberler hoşça tutun öküzü

    Abdal Pir Sultan'ım kaynar coşunca
    Tekne hamur kalmaz ekmek pişince
    Adem at öküzün çifte koşunca
    İreçberler hoşça tutun öküzü

    Daha çift kelimesi isimleşirken, bu işte öküzün saygıdeğer bir hayvan olduğu anlaşılmıştı. Pir Sultan da buna dikkat çekiyor. İleşberlik yapanın damında bu yüzden en az bir çift öküz bulundurulmuş. Aynı damdan yeni öküz çiftleri de yetiştirilmeye gayret edilmiş. Bunlara kele derlerdi. Bu genç ve acemi keleler, biraz deli, biraz yaramaz, biraz çocuk ruhlu hayvanlardır. Çifte çubuğa koşana kadar onları yetiştirip adam etmek ileşberin sorumluluğunda... Gerçi onların deliliği de burduruluncaya kadar, ondan sonra öküzlüğe terfi ediyorlar...

    Hep damdan yetiştirilmiyor, başka damlardan, köylerden alındığı da oluyor. Cambazlık mesleği de böyle oluşmuş zaten. Eğret malbazarı dağılmadan önce çifter çifter öküzler çekilirdi. Daha evvelki dönemlerde ise ileşberlerin kendi aralarında öküz alış verişi var.

    Gobak Hasan Dede, Çatalüyük'teki kuyuyu kazdırıyormuş. Küçük oğlu İbrahim, beline urgan bağlı olduğu halde aşağı sallanıyor. Yani kuyunun dibindeki işlemleri o yapıyor. Bir keresinde urgan mı kopmuş veya başka bir şey mi olmuş, nasıl olduysa Gobakoğlu İbrahim kuyuya düşmüş. Baya derinleşmiş kuyu, hatta taşların filan bir kısmı örülmüşmüş. Gobak Dede çok korkmuş, zira buradan sağ çıkmak zor gibiymiş. "Eğer kuyudan sağ kurtulursa Bükürlerin öküzü kurban edeceğim" diye adak adamış. İbrahim kurtulunca da dediğini etmiş ve Bükürlerin öküzü kesip dağıtmış. Bükürlerden satın aldığı bu öküz gücü kuvveti ve heybetiyle namlıymış ve geldiği yerin lakabıyla anılırmış... Kopan soyadlı Gobakların atası olan İbrahim, cihan harbinde şehit olacaktır.

    Tabi çift, yahut koşum hayvanı deyince akla sadece öküz gelmiyor. Bir de öküzden daha güçlü dombeyler var. Bu hayvanlar eskiden öküz kadar yaygınmış. Mahkemeye yansıyan miras davalarından anlaşıldığına göre terekelerde dombey ve öküz sayısı başa baş... 

    Sığır gibi dombeylerin de sağmalı ve koşum amaçlı kullanılanı var. Koşumda, yani çiftte dombeyler öküzlere göre daha güçlüymüş. Belki de bu yüzden herkeste az çok bulunuyor. Hatiboğlu Mahmut, ki Molla Osman ve Deli Ahmet Aykaç'ın babasıdır, köyde en çok dombeyi olan kişiymiş. Aynı zamanda yüce gönüllü cömert biri olduğunu söylüyorlar. Harman kalkana kadar işini görsün diye çifti olmayan fakir fukaraya istedikleri kadar dombeyi verirmiş. Ben bu hayvanların koşulduğu zamanlara yetişemedim; ama 1980'lerin ilk yıllarına dair hatırladığım, Omarcık deresinde demlenen köyün son dombeyleri, galiba Hatiboğlu dombeylerinin soyundan geliyordu...

    Çifte çubuğa koşulan hayvanlar şüphesiz öküz ve mandadan ibaret değil... At, katır ve eşekler de var; ama uzadı, onlar da başka bir yazının konusu olsun...



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder