21 Haziran 2026

Eğretli Miralay Ali

 
    Tarihte Eğretlilerin askerliğinden söz ederken konu dönüp dolaşıp redif askerlik sistemine geliyor. Özellikle birinci dünya savaşı dönemine denk gelen uzun askerlik yılları, bol bol şehit, çokça dul ve yetim, sefalet, perişanlık hep konuştuğumuz şeyler. 

    Ortalama on yıl askerlik boyunca bu hizmete er/nefer olarak devam edilecek değil, bir süreden sonra çavuş, hiç olmazsa onbaşı rütbesini takıyorlarmış. Bu yüzden o dönemin gazileri hep çavuş lakabıyla bilinirler. Askerlikteki rütbesi, ömür boyu taşıyacağı lakabı olmuş, istiklal madalyası gibi bir şey...

    Eskilerde çavuştan daha yüksek rütbeli Eğretli bir asker duymadım, okumadım; ama varmış. Miralay Ali'yi anlatacağım...

    Hikayeye Garamusalardan başlamak en iyisi... Bu sülalenin son erkek ferdi Garamusaoğlu Ali kaydedilmiş 1831 kayıtlarında. Beş kızı var, oğlu yok. Büyük kızını Gocamat (Koca Ahmet)in Ahmet'e vermiş, hatta ondan bir torunu İbrahim de dedesinin hanesine kayıtlı. Bu kayıttan anlaşılıyor ki Gocamatların Ahmet gayıntası (kayınpederi)nin evinde dıkma/içgüveyisidir. Nitekim  gayıntası Garamusaoğlu Ali 1847'de vefat ettiğinde dava ederek sağlığında evi kendisine sattığını iddia ediyor. Muhtarın onayıyla böylece Garamusaların (yani karısının) eve tamamen yerleşiyor. Bir müddet sonra bu yurdun diğer yarısına da bacanağı Tureşoğlu Mustafa yerleşecektir. Yani şimdi sırt sırta vermiş Gocamatlarla Gödeşlerin yurt aslında gayıntaları Garamusalara aitti...

    Evi aldıktan iki yıl sonra Gocamatın Ahmet de öldü. Sırasıyla dedesi ve babasını kaybeden İbrahim, artık evin reisidir. Ne vakit evlendiği bilinmiyor, 1860'ta büyük oğlu Hüseyin, 67'de ise küçük oğlu Ali doğuyor. Öncesinde ve arada kız çocukları da var; önemli olmadıklarından değil, konu dışı olmalarından dolayı onlardan bahsetmiyoruz.

    Küçük oğluna bu ismi vermesine tek sebep, dedesi Garamusaların Ali gibi görünüyor. İbrahim de 20. yüzyıl başlarında vefat etmiş, kesin tarih belli değil. Biz iki oğlu üzerinden hikayeyi sürdürelim.

    Büyük oğlu Hüseyin, 1979'da ölen Gocamatların Ahmet Tektaş'ın babası oluyor. Halen Anıtkaya'da varlığını sürdüren sülale bu Hüseyin'den geliyor. Bizim asıl konumuzu teşkil eden küçük kardeş Ali ise pek bilinmez...

    1867 yılında doğan Gocamatoğlu Ali'nin 20. yüzyıl öncesi hayatına dair elde bilgi bulunmuyor. 1904'te tutulan nüfus kütüğünde adı Halil olarak kayıtlı. İki isim, Halil//Ali arasındaki ses benzerliği sebebiyle katip hatasından kaynaklandığı düşünülen bu yazım yanlışı düzeltilmemiş, sonraki bütün resmi belgelerde hep Halil ismiyle geçiyor. Bununla beraber köy halkı bunu umursamayıp bildikleri gibi Ali ismiyle anmışlar. Hatta belki de kimse bu resmi yanlışlığın farkında bile değilmiştir. Dolayısıyla her zaman resmiyette Halil, halk arasında Ali ikilemi yaşanmış...

    Ali'nin ilk gençlik yılları bilinmiyor. Dolayısıyla askerliğine dair bilgi de yok. Normal işleyişe göre 1886-87 gibi askere alınması, hadi uzadı diyelim, en geç1900 gibi de askerliğin tamamlanması gerekirdi.

Miralay Ali torunu Gındi Mehmet Kızılyel
Miralay Ali torunu Gındi Mehmet Kızılyel

    Sözünü ettiğim nüfus kaydından anlaşıldığına göre 1904 yılında Gocamatların hane reisidir. Kendisinden yedi yaş daha büyük Hüseyin abisi dururken onun hane reisi yazılması manidar, bunun bir hikmeti olsa gerek. Bu konuya tekrar döneceğiz...

    Şerife Hanım ile evlenmiş. Kendisinden iki yaş küçük olan bu hanım hakkında da bilgi bulunmuyor. Ana adı Arife olmasından yola çıkıp bir tarama yaptım. Zaman dilimini de gözönüne alarak vardığım sonuç; Şerife Hanım Dolaksız Salih'in kardeşi olabilir. Bu kadar, daha fazlası spekülasyon olur... (Bir zaman Aliciklerin Kel Çakır'a ait bir tapu belgesinin Ahmet Tektaş arşivinden çıkmasını anlayamamıştım. Kel Çakır'ın ikinci hanımı Dolaksızın kızıydı, bununla ilgisi bulunabilir ve bu ayrıntı, Şerife Hanımın kimliği hakkındaki tahminimi güçlendirir.)

    Kütükte Ali ile Şerife Hanımın 1902'de bir kızları doğduğu, adını da yine Şerife koydukları yazıyor. Annesi ile kızının, babası ile oğlunun aynı adı taşıması durumuna Eğret'te sık rastlanıyor. Yalnız buna sebep çocuğun doğmadan yahut doğumdan kısa bir süre sonra öksüz/yetim olmasıdır. Böyle çocuklara ana veya babasının adı veriliyor. Bu yüzden kızın küçük yaştayken öksüz kaldığı hükmüne varmak yanlış olmaz. Belki de bu ölüm kütük defteri tutulduğu sıraya denk geldi. Kayıtlara Şerife Hanımın vefatı işlenmemiş olması bu gerçeği değiştirmez. Ayrıca babası ve kızı hakkında çok bilgi varken, anne Şerife Hanım hakkında günümüze hiç bir bilgi gelmemiş olması da onun bu tarihlerde vefatını düşünmemize yeterli gerekçe sunar.

    Gocamatların Ali (veya Halil) özellikle cihan harbi yıllarında ve sonrasında köyde çok görünürmüş. Belki öncesinde de böyleymiştir, fakat şahitlikler özellikle bu döneme çok işaret ediyor. Orduda vazifeli bir subaymış. Gösterişli elbisesiyle köyde pek ihtişamlı görünürmüş. Aklı eren çocuklar imrenerek bakar, çekinerek yaklaşır, sorular sorarlarmış. Kendilerine pek şefkatli davrandığından cesaret alarak iyice sokulur senli benli olurlarmış. Bu dönemde tahta kılıçlar ve değnekten silahlarla vuruşma, çarpışma, yürüyüş gibi talimler yaptırır, askere ve askerliğe hayran çocukların bu ilgisini oyunlaştırarak diri tutarmış. Bu oyun/talimler Çakır Mehmet Erdem ve Tatıresil Resul Omak gibi o günün bazı çocuklarından nakledilmiş.

    Miralay diye hitap edilir, öyle bilinirmiş. Bu rütbeye gelebilmek için hatırı sayılır bir askerlik geçmişi olmalıdır. Ayrıca redif askerlikten nasıl muvazzaflığa geçti, orası da belli değil. 1900 gibi vazifesi bittiği halde terhis olmuyor. Demek ki öyle bir geçiş mekanizması vardı. 

    1911'den itibaren çok yoğun savaş ortamı malumdur. İşte bu dönemde asker olması, hatta İstiklal harbine de katılıp ondan sonra emekli olması kuvvetle muhtemel. Kurtuluştan sonra Ankara'ya yerleşmiş olması bunu doğruluyor.

    Yalnız cihan harbi sonrası köyde görünmesine rağmen bundan sonra uzaklaştığı, Eğret ile bağının eskisi kadar güçlü olmadığı düşünülüyor. Bu kanaate varmamın sebebi bazı belgeler... Tarla ve emlak vergilerini bu yıllara kadar Hüseyin abisi ile birlikte ödemişlerdi, makbuzlar "Koca Ahmed oğlu Hüseyin ve Halil" adına kesilmiş. 1918 sonrası makbuzlarda ise Halil'in adı görülmüyor...

    Karısı Şerife Hanım ölmüştü, onu köye bağlayan sadece kızı vardı. Kızını gelin edene kadar fırsat buldukça Eğret'te idi. 1918-19 gibi kızını gelin etmiş olmalıdır. Tellal Hüseyin'in yeğeni Alemdaroğlu Abdülkadir'e verdi kızı Şerife'yi...

    Karısı öldükten sonra tekrar evlendiği bilinmiyor. Sürekli harpte, cephede geçen bu dönemde evliliğe fırsat bulduğunu sanmıyorum. Fakat Ankara'da vefat ettiğinde evinde karısı olduğunu söyleyen bir kadın varmış.

    Ölümü Cumhuriyetten sonraki yıllara rastlıyor. Ramazan Tektaş abinin tahminine göre 1925-30 arasında dedesi Gocahmetoğlu Ahmet'e  Ankara'dan bir haber geliyor "Emmin öldü, varisi olarak gel" diyorlar. Tarif edilen adrese varınca kapıyı yengesi açmış. Dediğine göre, Ali/Halil emmisi ile bu kadın evlenmişler, çocukları yokmuş. Bu yüzden varis olarak ikisi görünüyor. Terekede Ankara'da bir ev ve Bursa'da bir çiftlik var. Çiftlik kadının, ev Gocahmet'in olacak biçimde anlaşmışlar. Bizimki evin bedelini devletten alıp Eğret'e dönmüş.  Bir münasebetle bir yıl sonra tekrar gittiğinde Ankara'daki bu evin yerinde yeller esiyormuş, yıkıp yerine koca bir banka dikmişler.

    Öyle anlaşılıyor ki Gocahmet oğlu Miralay Ali, karısı Şerife hanım öldükten sonra tekrar evlenmiş. Büyük ihtimal Bursalı olan karısını Eğret'e hiç getirmemiş. Belki de son zamanlarında evlendiler, artık orasını bilemeyiz. Yalnız varis olarak Eğret'ten sadece yeğeninin çağrılmış olması, birinci derece varis olarak kızı Şerife'nin unutulması da ilginçtir...

    Kızına dönecek olursak... 1923 ve 1928'de Mehmet ve Halil adını verecekleri iki oğulları oluyor. Bu isimler gayıntası ve babasının adları olduğuna dikkat edilsin. Halil küçük yaşta öldü. Sonra kocası ve 1935'te Şerife hanım kendisi vefat ettiler. Geride kalan tek oğlu Mehmet Kızılyel Gındi lakabıyla bilindi. 

    1990 Yılında 67 yaşında vefat eden Gındi Mehmet Kızılyel, Eğretli Miralay Ali'nin tek torunuydu...



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder