14 Haziran 2026

Evden Odaya, Odadan Eve


    Ev ve oda... Bu iki kelimenin anlamları üzerine, herkesin bildiğinden ayrı söylenebilecek söz yok bence. Yalnız Eğret ağzı söz konusu olduğunda durum biraz değişiyor. Aralarındaki anlam ilişkisi, birbirinin anlamını yüklenme biçimine dönüşüyor.

    Evi tarife gerek yok, bir ailenin barınma ihtiyacını karşılayan yapıdır. Kalıcı muhkem bir bina, basit bir kulübe, taşınabilir nitelikte konteynır, seyyar/portatif çadır vb çok çeşitli evler olabiliyor. 

    Yarım asır önce Anıtkaya'da ataerkil aile yapısına göre büyük köy evlerinde yaşanıyordu. Buna göre köy evleri hem kalabalık fertleri barındıracak, hem de köy şartlarının gerektirdiği bölümleri içinde bulunduracak kadar geniş oluyordu. Köy şartlarıyla ilgili dediğimiz bölümler dam, samanlık, bokluk, otluk, fışgılık, kümes, hela, düzenlik gibi yerlerdir ve her biri geniş avlunun uygun bir yerine eklenmişlerdir. İnsanların kaldığı bölümlerle birlikte bir avlu çevresindeki bütün bu bölümlerin hepsine birden yurt adı veriliyor. 

    Bir yurtta aile bireylerinin barınma ve diğer ihtiyaçlarını gidermeye yönelik bölümlere ise ev deniliyor. Şimdi bizim oda diye adlandırdığımız bölümler ev diye bilinince, bir çok ev birbirinden ayrılmak için bazı özelliklerine göre yeni adlandırma yoluna gidiliyordu. "Goca ev, güçcük ev, garannık ev, aşşağı ev, yokarı ev" gibi yahut aile fertleri arasında bilindiği biçimiyle bir sıfat uyduruluyordu. Otuz yıl öncesine ait "ayrı gapılı ev" diye bir yakıştırma hatırımda kalmış...

    Bütünüyle köy evi anlamında yurt kelimesi, sonraları bu anlamını kaybeder gibi olup "ev kalıntısı/arsa" manasını kazanmış; fakat oda anlamında ev kelimesinde anlam kaybı yaşanmamıştır. Bir yurt/evin bölümlerine Anıtkaya'da yine "oda" değil, "ev" deniliyor. Şu kadar var ki, köylünün hala hafızasında olan "un evi", "ambar evi" gibi bölümler yeni inşaatlarda bulunmuyor. Düğünlerde gelinin çeyizinin sergilendiği  "çeñiz evi" de yok...

    Peki herkesin "oda" diye bildiği evin bölümüne "ev" deniliyorduysa, Eğret'te "oda" kelimesi yok muydu? Olmaz olur mu, vardı ve çok kullanılan kelimelerden biriydi. Türkiye Türkçesinde köy odası denilen aile büyüklerinin oturduğu mekanlara kısaca oda deniliyor. Eğret'te eskiden beri her sülaleye ait bir oda var, hatta odaya misafir bekleme mevzusunu Eğretlilerin abartması araştırmalara konu olmuş. 

    Bu derece yaygın bir müessesenin sadece "oda" ismiyle bilinmesi ve kelimenin Eğret ağzında yalnız bu anlamıyla yaşaması da benim dikkatimi çekiyor. Okuduğunuz satırlar bu ilginin eseridir.

    Oda, sülale ve misafir odası anlamından ayrılmayarak başka ifade kalıpları içinde de kendine yer bulmuştur. Mesela düğünde çalgıcıların konaklayıp çaldığı sülale odasına özel olarak "davılcıodası", burayı çekip çeviren ve çalgıcılara kılavuzluk eden kişiye "odabaşı", Koruma Derneği yönetiminin bulunduğu oda "Gormaodası", Köy veya Mahalle muhtarlarının odalarına da "Mukdarodası" deniliyordu.  Görüldüğü gibi odadaki anlam genişlemesi biraz da özelden uzaklaşıp idari daireye girme biçiminde olmuş. Bilhassa Muhtar ve Koruma'nın köy yönetiminde etkisi malum... Hasılı bilindik anlamını "ev" kelimesine kaptırmasına rağmen, "oda" kelimesi de kendine göre özel bir hakimiyet alanı oluşturmuştu.

    Şu uzun girişten sonra kelimelerin kökenine doğru inebiliriz.

    Otağ kelimesi stepte, bozkırda göçebe Türk'ün geleneksel barınağı diye tanımlanıyor. Keçeyle kaplanan bu kullanışlı ve sağlıklı çadır bütün Türk boylarında kullanılmış. Süslü, büyük hükümdar çadırı gibi anlamlar da verilmiş, ama bu asıl ve genel anlamını değiştirmez. İşte oda kelimesi bu otağa dayandırılıyor: Otag>otağ>ota>oda

    Yakın anlamlı bir özellik olarak otağ yerine veya onunla birlikte yurt kelimesinin de kullanıldığını belirtmeliyiz. Çok yaygın olmasa da bazı kaynaklarda otağı açıklamak için bu kelimeye yer veriliyor. Ayrıca hala Yörüklerin büyük kıl çadırlarına da yurt deniliyormuş. Anıtkaya'da yurt nasıl kullanıldığını yukarıda arz etmiştim, bütün aksamıyla ev manasına geliyordu. Otağlar da Türk'ün evidir ve böyle olduğu için ona "otağ"ın yanında "yurt" da deniyor.

    Göktürk alfabesinde 𐰋 harfi b'ye karşılık geliyor ve  eb(ev) biçiminde adlandırılıp okunuyor. Bir çadıra (otağa) benzediği için, bu ve başka bir kaç harfin daha hiyeroglif özellikleri gösterdiğini dilbilimciler söylüyor. 

    Burada bizi ilgilendiren harfin biçimi, "ev" olarak okunuşu, otağ (oda)/yurt'a benzemesidir...

    Bütün bunların sonucunda Anıtkaya'da "oda", "ev" ve "yurt" kelimelerinin anlamlandırılmasında Türk kültürünün en eski izlerinin bulunduğu söylenebilir. 



13 Haziran 2026

Evkaya


     "Kuyuderesi’nin batısında Bahçecik, Kuşboku; alt kısmında Keçiyatakları yer almaktadır. Onun da batısında Evkaya bulunur; orada İblak (İlbulak) Dağları sona erer."

    Yukarıdaki tarif Çolömerlerin rahmetli Ömer Salman'a ait. İlk okuduğumda Bahçecik ve Keçiyatakları dışındaki Kuyuderesi, Kuşboku ve Evkaya mevkileri yabancı gelmişti. Aradan beş yıldan fazla geçti, bu sürede Kuyuderesi ile Evkaya'yı görüp öğrendik, ama Kuşboku hala meçhulümüz. Almalı tarafındaki mevkileri de buradaki gibi çoğunlukla bilmiyordum. 

    Gezip öğrendikçe daha bir seviyoruz İlbulak'ı... Her bir mevki yazmaya değer. Bir yıl önce görmüştüm Evkaya'yı, bugüne kadar yazmamakla ayıp etmişim. Oğuzhan oradaki bir fotoğrafını paylaşmasa ihmalkarlığımı fark etmeyeceğim. Neyse, işte şimdi sırası geldi...

    Geçen yıl Evkaya'ya ulaşmamız biraz maceralı oldu. Kılavuzumuz Nuri Toka idi. Çatkuyu'dan sapıp İlbulak üstünden hedefimize inecek bir yola düştük. İleride Kavaklık'ı görüp Sivrikaya'ya çıktıktan sonra çaprazlama doğuya yöneldik. Evkaya aşağıda kuytu bir etekteydi. Duvar gibi sarp ve dik bir doğal kaya çıkıntısı... 

    Evkaya girişine dağın yukarısından da ulaşmak mümkünmüş, bizi buraya kadar indirmesinin sebebi ancak aşağıdan görülebilen haşmetli manzarayı göstermekmiş. Nuri öyle dedi... Ama haklıymış, gerçekten ürpertici görünüyor... Eğilip bükülüp kanter içinde kala kala oyuklardan tırmanarak girişe vardık. Burası yine tuhaf şekillere girmeden geçemeyeceğiniz doğal bir delikti. Dış ve iç taban kot farkından dolayı giriş çıkışta sakatlanma riski var, dikkatli olunmalı...

    Evkaya'ya girince buranın neden böyle adlandırıldığını anlıyorsunuz. Zira eve benzeyen bir kaya, yahut kaya gibi bir ev burası. Bahsettiğim girişi kapı diye düşünün, bundan başka bir delik daha var. İşte bu ikinci delik penceredir. Teras veya balkon olmasa da basbayağı pencere... İlbulak'ın kuzeyine açılan bu pencereden içaçıcı manzaraya bakıyorsunuz. Dağ şartlarında gayet konforlu bir oda... Ve malum olduğu üzere bizim köyde evin bölümü anlamında odaya ev derler. İşte size Evkaya...

    Dar girişli Evkaya doğal bir mağara, yani insan eliyle yontulup oyulmuş değil. Bununla beraber barınma amacıyla kullanıldığına dair işaretler var. Duvarlarına yenilerde bazı isimler kazınmış. Her ziyaretçi buraya bir iz bırakmış anlaşılan. Hayvan pislikleri de görülüyor, onlar için fazla büyük olsa da vahşi hayvanların ini de olmuş gibi...

    Sarp ve dik oluşuyla buraya ulaşmak zor, giriş çıkış zahmetli; bundan sebep pek kullanışlı değil. Yalnız bütün bunlara yüksekliği, genişliği gibi özelliklerini ekleyince buranın çok korunaklı olduğu bilinmelidir. Mesela birilerinden kaçıyorsan burada bulamazlar, dilediğin kadar kal. Nitekim eski zamanlarda eşkıyalara sığınak olduğuna dair bir şeyler duydum. 

    Basit bir şekilde iki deliği kapatıp ateş yakarak çok rahat ısıtabilirsin. Erzak sıkıntın da yoksa uzun süre kalabilirsin. Üç dört kişi sere serpe yatabilir... Ateş yakarak ısıtma fikrini geçen gün Ekrem Aracı'ya açtım, ısınmak için değil, ama çay demlemek için ateş yaktığını söyledi. Demek ki hala kullananlar var Evkaya'yı... 

    Evkaya'dan çıkış, girmekten daha zormuş. Ayakların yere bastığı ve hep yukarı baktığın için yaptığın şeyin ne menem bir delilik olduğunu oraya çıkarken anlayamıyorsun. Lakin dönüş yolunda "Amanın ben nasıl çıktım buraya!" hallerindesin. Bu yüzden çıktığım yoldan tekrar inmeyi göze alamadım, en iyisi Nuri'yi takip etmek. Buradan kurtulmanın yolu daha yukarı çıkmakmış ve O bu yolu defalarca çıkmış. Yol dediğime bakmayın, ne yolu! Bu iş Afyon kalesine ön tarafından tırmanmak gibi bir şey. Fakat Nuri bana mısın demiyor... Canımız gırtlakta tepeye çıktık da kurtulduk...

    Evkaya böyle bir kaya ve böyle bir ev... Zamanla bu küçük mevki de Evkaya adıyla anılır olmuş. Bahçecik'in de ilerisinde, uzakta, sarp bir yerde bulunmasından dolayı diğer mevkiler kadar bilinirliği yok. 

    Eski çobanlar bilirmiş tabi... Ömer Ağa da İlbulak'ı tanıttığı meşhur yazısında Evkaya'dan bahsetmiş. Son cümlesi manidar,  "Orada İblak (İlbulak) Dağları sona erer." diyor. Demek eskiden beri burayı İlbulak dağının bir ucu kabul ediyorlarmış. Oysa biliyoruz ki İlbulak Olucak ötelerine kadar uzanıyor. Belki de onlar kendi koyun güttükleri kısımları İlbulak olarak tahayyül ediyordu...


10 Haziran 2026

Tarih

 
    Benim işim kelimelerle... Onlar hakkında düşünürüm. Anlamını deşer, önüne ardına bakar, yeni anlamlara kapı açılıyor mu ona bakarım. Sonra üzerindeki ses elbisesinden soyup aslına faslına, dibine köküne inmeye çalışırım. Bu arada onun beni alıp götürdüğü yere varır, orada bir sonuca ulaşmaya çalışırım.

    Eğret köyüne dair merakım bu çizgide başladı. Kelimelerle oynarken Eğret ağzına daldık. Söz konusu olan dil ise, çalışmanız kesinlikle dil ile sınırlanmaz. O dilin boy verdiği toplum da radarınıza takılmalıdır. Böylece toplumun tarihi macerası, bu maceranın üzerinde gerçekleştiği topraklar ve toplumun manevi dinamikleri ardından sökün eder. 

    Tarihçi olmayışım, bu ilim disiplin ve metodunu bilmeyişime rağmen bu sahada yazmak kaçınılmaz olduysa sebebi budur. Hasbelkader yazılan Eğret tarihi konulu yazıların her biri bağımsızdır, diğerleriyle bütünlük arz etmeyebilir. Yine de bütüncül bir bakışla okunursa tamamının Eğret köyünün tarihi macerasını açıklamaya hizmet ettiği görülür.

    Çoğunu bizzat yazdım, bu hususta hazır yazılmış varsa onları da araya yerleştirdim. Böylece kronolojik bir sıralama oluşturmaya çalıştım. Bu anlamda İslamiyet Öncesi ve Antik Çağ, Selçuklu-Germiyan-Osmanlı dönemlerinden oluşan İslami Dönem, Büyük Taarruz ağırlıklı Milli Mücadele Dönemi ve Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze kadarki yaklaşık bir asrı içine alan Cumhuriyet Dönemi olmak üzere yazıları dört bölüme ayırdım.

    Bazı yazıları 'Deretepe', 'Eğret Ağzı', Köy Odası', 'Günlük' gibi Eğretiköy kategorilerinde de görebilirsiniz. Bunun sebebi, yukarıda arz etmeye  çalıştığım gibi, yazının dil, tarih, coğrafya, sosyoloji dallarının özelliklerini taşımasıdır. Misal, Eğret Ağzı kategorisinde yazılmış bir yazıyı buraya almasam tarihi bir husus eksik kalırdı. Bunu göze alamadım...



    I. İSLAMİYET ÖNCESİ
    Maldepesi
    Örençayır     
    Antik Çağın Önemli Yerleşimi Bayramgucağı (Yüzey Araştırmaları Heyeti)
    Eğripara

    II. İSLAMİ DÖNEM 
    Hüma Hatun Çayırı (506 Numaralı ŞS, 1658) 
    Ot Hırsızları (507 Numaralı ŞS, 1660)
    Eşkıya Eğret'e İnmiş (17. yy ikinci yarısı) 
    Eğret'in Algısı Vergisi 1 (1720-1741)
    Eğret'in Algısı Vergisi 2 (1742-1839)
    Tekkede Görev Değişimi (538 Numaralı ŞS, 1732)
    Bir Hibe Hikayesi (538 Numaralı ŞS, 1732)
    Eğret'te Cinayet (538 Numaralı ŞS, 1732)
    Eğret Voyvodası (538 Numaralı ŞS, 1732)
    Olur Böyle Şeyler (542 Numaralı ŞS, 1741)
    Eğret 1767 (Niebuhrs)
    Eğret 1798 (Olivier)
    Eğret 1803 (Leyblich)
    Eğret 1813 (Kinneir)
    Eğret 1826 (Taşpınar 27)
    1831 Eğret Vergi Mükellefi Listesi 
    Zahire Lazım (562 Numaralı ŞS, 1841) 
    Eğret Yollarında Rus Gezgin (Çihaçov 1847)
    Borç Harç (615 Numaralı ŞS, 1886)
    Eğret 1891 (Ramsay)
    Eğret 1891 (Huart) 
    Eğret 1902 (Philipson) 
    1904 Eğret Nüfus Kütüğü
    Hayret

    III. MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİ 
    Ayıcı Arif 
    Bozkurt Elimden Kaçtı (Ahmet Kabadayı)
    Gavur Geliyo! 
    Bir Rapor (4 Ağustos 1921) 
    Baskın 
    Anıtkaya'da (Eğret) Yunan Mezalimi (Selami Kurt) 
    Asker Yolu 

    IV. CUMHURİYET DÖNEMİ
    Kurtuluştan 15 Yıl Sonra Eğret Nahiyesi (Cumhuriyet Gazetesi)
    Geçmişten Günümüze Eğret İdaresi-6 (İhsaniye'ye bağlı Eğret Kasabası)
    Geçmişten Günümüze Eğret İdaresi-7 (Belediyelik için halk oylaması)
    Geçmişten Günümüze Eğret İdaresi-9 (Anıtkaya tekrar Afyon'a bağlanıyor)
    Boynu Altında Kalsın! (Milliyet Gazetesi)
    Geçmişten Günümüze Eğret İdaresi-13 (Anıtkaya'da belediyelik düştü)
    Geçmişten Günümüze Eğret İdaresi-14 (Sonuç ve tartışma)


08 Haziran 2026

Odalarımız

 
    Evin bir bölümü olarak oda kelimesi Eğret Ağzında bulunmuyor, bu anlamda odaya ev derler. Oda kelimesinin karşılığı doğrudan köyodasıdır. 

    Bu çok fonksiyonlu sosyal mekanların bizim köyde başka yerlere nazaran fazlalığı hep dikkatimi çekmiştir. Fırsatını bulduğum bir zaman odalar ve tarih içinde yüklendiği vazifelerle ilgili ciddi bir proje hazırlamış, onları ilgililere tanıtmaya çalışmıştım. Sonuç olarak bu mekanların köy sosyal hayatında çok önemli bir yeri bulunduğu hususu tartışıldı, ortaya değerli malzemeler çıktı.

    Çeşitli münasebetlerle odalarla ilgili ulaştığım ilginç hatıra, bilgi ve olayları bir bir derledim, her birini özenle yazdım. Önceden belirlediklerimizle birleştirince bu hususta da kayda değer şeyler biriktiği anlaşıldı. Köyodası konulu yazılar için bağımsız bir başlık gereği böyle ortaya çıktı.

    Bazı yazılanlar doğrudan odalarla ilgili olmayıp, ancak konusu odada anlatılabilecek bir olay özelliği taşıdığından buraya alınmıştır. Ayrıca bu olayda yazılmaya değer çok küçük bir husus da görmüş olabilirim. Berber Emmim Ahmet Kabadayı'dan dinlediklerim büyük ölçüde bu kategoridedir...

     Yazılanlar ilk bakışta önemsiz küçük şeyler gibi görünebilir. Bence dünden kalan ne varsa çok değerlidir ve yarına aktarılmalıdır. Bunu ancak bugün kaydedersek sağlayabiliriz. Bu yüzden dün odalarda yaşananları bugün yazıyoruz, yarın ise bizim işimiz değil...


    Hangi Oda? 
    Gorma Odası 
    Öküz Dili 
    Odada Helva Çekme (Mustafa Ayas)
    Telve 
    Hz Musa (Ahmet Kabadayı)
    Değişir Şive (Mehmet Ali Seçen)
    At Yarışları (Mustafa Ayas)
    Gavur Hoca 
    Çarpık Hoca (Ahmet kabadayı)
    Paşa'ya Selam Söyle (Ahmet Kabadayı)
    Denizin Dibine Kuyu Kazılmaz (Ahmet Kabadayı)
    Kırım
    Katmer
    Yadigar