(8-9-10 Şubat 2026 günlerinde arkadaşlarımla yaptığımız sohbet metnidir, yazım hataları ve anlatım bozuklukları hoş görüle...)
Epstein dosyalarından çıkan sonuç; olayların özü, nesnesi bebekler ve kız çocukları olan Satanist ayinlerdir. Bu temel üzerinden okumazsak Hülya'nın işaret ettiği iğrençliği göremeyiz. Burada böyle bir okuma denemek istiyorum.
Kuran'da Şeytan'dan bahseden çok fazla ayet var, yalnız özellikle iki ayetin şu olayla yakından ilgili olduğunu düşünüyorum. Hicr 36-39: "İblîs: “Rabbim! Madem öyle, insanların diriltilip kabirlerinden çıkacakları güne kadar bana yaşama fırsatı ver” dedi. Allah da şöyle buyurdu: “Tamam, artık sen kendisine yaşama fırsatı verilenlerden birisin.” “Ama diriliş gününe kadar değil, vakti ancak tarafımca bilinen belirli bir güne kadar!” İblîs şöyle dedi: “Rabbim! Madem beni azdırıp saptırdın, yemin olsun ki, ben de yeryüzünde günahları onlara çok cazip göstereceğim ve kesinlikle onların hepsini azdırıp yoldan çıkaracağım.”
Diğeri de Nisa 119: "«Onları mutlaka saptıracağım, muhakkak onları boş kuruntulara boğacağım, kesinlikle onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar (putlar için nişanlayacaklar), şüphesiz onlara emredeceğim de Allah'ın yarattığını değiştirecekler» (dedi). Kim Allah'ı bırakır da şeytanı dost edinirse elbette apaçık bir ziyana düşmüştür."
Bu iki ayetin/ayet grubunun daha iyi anlaşılabilmesi için insanın yaratılması olayını yine Kuran'da anlatıldığı biçimiyle özetlememiz gerek: Allah insan projesini uygulamaya soktuğunda meleklere hitaben yeni yaratılan şu insanın üstünlüğünü kabul edin der. Melekler bunu kabul ederler, yalnız aralarından biri (İblis) kendisinin ateşten yaratıldığını, topraktan yaratılan insanından daha üstün olduğu için ona secde etmeyeceğini belirtir. Bu küstahça cevap, bir bakıma isyan olduğu için Allah onu rahmetinden kovar. Kibrine, kovulmuşluğuna, lanetlenmeye iyice kızan Şeytan ile Allah arasında yukarıdaki ayetlerdeki diyalog yaşanır. Bu diyalogda, özellikle şu son dönemde yaşanan olayların açıklamasını bulabiliriz.
Ayetlerdeki ifadelerden Allah'a ve insana nasıl gayz, kin, nefret, öfke ile gerildiğini anlayabilirsiniz. Bu kinin bir sebebi de kıskançlıktır. Şeytan, ilahi rahmetten kovulma ve lanetlenmesinden insanı ve buna meydan veren Allah'ı sorumlu tutar. Bu yüzden insana hep hasetle, Allah'a da kinle bakar. Bu iki duyguyu ileride çok kullanacaktır.
Allah'a öfkeyle, madem sen onu benden üstün tuttun, insanı yeryüzünde kendine temsilci olarak atadın, bak ben de onlara neler yapıyorum diye yukarıdakileri sıralar. Lakin çok zekidir, Allah'ın izni olmadan hiç bir şey yapamayacağının da farkındadır. Bu yüzden önce "Bana bir süreliğine izin ver de neler yapabileceğimi göstereyim" diyerek mühlet ister. Allah da ona kıyamete kadar süre verir. İşte bu mühleti kopardıktan sonra tasarılarını sıralar. Burada akıllara, bu kadar kötülük peşinde koşan ve yapmak istediği korkunç şeyleri açıkça belirten bir lanetliye Allah'ın neden mühlet verdiği sorusu takılabilir. Bunun cevabı imtihan... Hani "Ben sizin rabbiniz değil miyim" sorusuna insan "evet" cevabı vermişti ya, işte bu Allah ile insan arasındaki bir sözleşme, ahitleşme idi, böylece insan yeryüzünde Allah'ın halifesi/temsilcisi görevine atandı. Bu görevini nasıl yaptığına dair kendisine verilen bir beden ve ömürle imtihan edilecek. İmtihan kolay değildir, zorlaştırıcı etkenler, kazık sorular, çeldiricilerle doludur. İşte Şeytan bizim imtihanımızdaki bütün olumsuzlukları üzerinde toplayan 'şey'dir. Allah bu yüzden kıyamete kadar geçerli mühlet vermiştir. Şüphesiz daha başka hikmetleri de olabilir, orasını ancak Allah bilir.
Şeytanın sözlerinden nasıl tanrılık tasladığını farketmişsinizdir. Allah ona verdiği mühletle birlikte onu bazı izafi güçlerle de donatmıştır. Şimdi insan halifelik vazifesini hakkıyla icra ettiğinde ne kadar kıymetli bir varlık olduğunu anlarsın. Aksine yapamadığı zaman da çerçöp olacağını kıyasla. Yani insanda hem elmas olma potansiyeli var, hem de kömür... Bu potansiyel nasıl açığa çıkacak? Öyle imtihanlardan geçeceksin ki, sonuçta doğrularla yanlışların değerlendirilip ne olduğun anlaşılacak. Burada imtihan aygıtın/aparatın şeytan oluyor. Elbette büyük bir sınavın aracı da donanımlı bir aygıt olmalıdır. Bu yüzden şeytanın hızlı hareket, maddeye nüfuz, kılcallara girme, nöronları etkileme, toplumların karar alma mekanizmalarını ele geçirme, eşsiz bir propaganda vs bir sürü gücü vardır. Bu yüzden tanrı gibi davranır ve kandırdığı insanlara tanrılığını kabul ettirir.
Bu yüzden Hz İbrahim "Babacığım! Sakın şeytana tapma, çünkü şeytan Rahman'a baş kaldırmıştır" (Meryem-44) diye adeta yalvarır. Bir peygamber, babasına neden böyle desin, demek ki şeytana tapıyordu, veya o dönemde yaygın bir satanizm tehlikesi vardı. İnsanlık tarihi boyunca hep var olmuş bu tehlike. Verdiğim diyalogun devamı Kuran'da değişik surelere serpiştirilmiş. Diyor ki şeytan, "Sen insanı methediyorsun, ama ben onu öyle yoldan çıkaracağım ki onları bu bahsettiğin özellikte bulmayacaksın, nasıl aşağılık iğrenç yaratıklara dönüştüğünü göreceksin" buna benzer şeyler söylüyor... Herif dediğini yapmış ve her devirde kendine kulluk edecek insanlar bulmuş. Böyle bir din bile kurmuş, satanist mabetleri, ibadetleri, ayinleri, kurbanları ve başka iğrenç ritüelleri oluşturmuş.
Kıyamete kadar gerçekleştirmeyi vadettiği şeytanca projelerini ele alalım. Evvela insanları saptıracağını söylüyor ve bunu kesinlik ifade eden sözlerle anlatıyor. O kadar kendinden emin yani. İnsan hayatı bir yolculuktur, bu yolculukta (ömrün her aşamasında) yolumuzu keseceğini, tuzaklar kuracağını, yanlış yönlendireceğini, kötüyü iyi, yanlışı doğru, çirkini güzel göstererek bizi hep saptıracağını ilan ediyor. Hani imtihan demiştik ya, burada biraz kader konusu da devreye giriyor. Kuantum fiziğiyle ilgilenenler hayatımızın seçimlerden ibaret olduğunu bilirler. The Matrix'te kırmızı-mavi hap gibi önümüze sürekli seçenekler sunulur. Bizim tercihimize göre de Allah sürekli bizim geleceğimizi yaratarak inşa eder. Sonra bir seçim/yol ayrımı daha, bir daha, bir daha... Hayatımız hep böyle yolların çatallaştığı kavşaklara uğrar, biz de hangi yoldan gideceğimizi cüzi irademizle seçeriz. Hayat ve kader kısaca bu...
İşte şeytanın yaptığı bu kader-denk noktalarında, yol ayrımında, tercih zamanında karşımıza çıkıp bizi yanlış tarafa yönlendirmektir. 'onları kesinlikle saptıracağım' dediği şey budur. Burada kendisine geçici olarak verilen güçleri de devreye sokarak bunu başarır. O güçler 'zayıf' insanı çok etkiler. Gerçekten insanın bazı zaaf noktaları vardır ve şeytan onu iyi etüd etmiş, dersine iyi çalışmış, herkesin zayıf noktasından yakalamasını iyi biliyor. Para vaad ediyor, makam vaad ediyor, çiftçiyse tarla vaad ediyor, siyasetçiyse iktidar vaad ediyor, topluluğa devlet vaad ediyor, tanınmayı isteyene şöhret, kindara vahşet, açgözlüye servet vaad ediyor, yani herkesi bir yerinden yakalamayı biliyor. Bir kere yakaladığı zaman da artık onu kendisine esir ediyor. Allah'ın kendi temsilcisi olarak görevlendirdiği insan, artık şeytanın distrübitörü, santrali, askeri haline geliyor, resmen satanist oluyor.
Kendi kendine gayzla yemin ettiği şeylerden biri de, insanlara hayvanlarının kulaklarını yarmalarını emredeceğine dairdir. İnsanlık tarihi boyunca bunu da gerçekleştirmiş. Dünyanın çeşitli yerlerinde bazı hayvanların putlaştırıldığı veya en azından putlara kurban etmek üzere ayrılıp onlara kutsallık izafe edildiği belirtiliyor. Putperes insanlar kurban ayırdıkları bu hayvanları kulaklarını yarıp dilerek işaretlerlermiş. Ayrıca bu hayvanların toplum içinde dokunulmazlığı da bulunurmuş. Hemen bütün tefsirciler kulak dildirme yeminini bu şekilde yorumlamışlar. Fakat yeni bilgilere göre, kobay hayvanlar üzerinde yapılan genetik/DNA deneyleri hep kulak derisinde gerçekleştiriliyormuş. Hassas yapısı sebebiyle bu işleme en uygun organın kulak olduğunu söylüyorlar. Yani hayvanın kulağı kesilerek oradan doku alınıyor. Bu bilgi, ayetin devamındaki ifadeler birlikte ele alındığında daha bir anlam kazanıyor. Şeytan devam yemininde 'onlara emredeceğim Allah'ın yaratışını değiştirecekler' diyor.
Burada çok kapsamlı bir değişiklikten söz edildiğini anlayabiliriz. Allah'ın yaratışı sayısız varlık üzerinde tecelli edip durmaktadır. Bir de kainat ve özellikle dünyadaki varlıklarda, ya da doğada diyelim, ilahi ve tabii bir işleyiş vardır. Bahsedilen değişiklik bu doğal işleyişle ilgilidir ve varlık alemindeki bütün dengeyi alt üst edecek biçimde... Bakın içinde neler var, bazı şeyleri hatırlatayım. Ozon tabakasındaki delik olayını hatırlarsınız, kloro floro karbon muydu ne, dünyadan salınan bu kimyasalın ozonu deldiğini böylece koruyucu kalkanımızı kaybettiğimizi söyledi bilim adamları. Ardından küresel ısınma, buzulların erimesi, kuraklık, yüzey sularının çekilmesi, enerji ve su sıkıntısı, tahıl krizi, kirlilik, yangınlar, seller, depremler... Bunlar hep tabiatın doğal işleyişini değiştirme kaynaklı. Dediğine göre bu değişiklik fikrini insana şeytan fısıldamış.
Bilim adamlarının dediğine göre insanlık tarihi boyunca yerel ve küresel ölçekli bütün helak ve tufanlar öncesinde mutlaka dünyada böyle insanın müdahalesiyle gerçekleşen değişiklikler olmuş. Yaratılış ve dengedeki dejenerasyon neticesinde yıkım gerçekleşmiş. Lut kavmindeki denge bozukluğu malum sapıklıkla birleşiyor, Medyen'de ticari hilekarlık, Semud'da ıslahçılara düşmanlık ve garibanlara zulüm ve sair... Bütün bunları insana yaptıran malum merkez... Bugüne geldiğimizde yaratılıştaki ana denge eksenini bozma işleminin daha şiddetlisini görüyoruz. En basitinden insan yaratılışına müdahaleyi ele alalım.
Bazı ülkelerde hemcinsiyle evlenmek yasal hale getirilmiş. ABD'de seçimler öncesinde bu husus çok tartışılmıştı. Hollywood'un öncülük ettiği filmlerde bu durum çok normalmiş gibi dünyanın gözüne sokuluyor. Bizde çok izlendiği söylenen bir yemek programında katılımcılar arasında mutlaka böyle bir tipe yer veriliyor. Kadınlar erkeğe, erkekler kadınlara özendiriliyor her fırsatta. Bu insan tabiatına müdahale değil midir... Daha mühim bir tehlike, dijitalleşme... yapay zeka salgını... Bu gidişle insan düşünme yetisini kaybedecek. Ruhunu etkileyemeyeceğini anlayınca bari insanı bedenen etkisiz hale getireyim, diye plan yapmışa benziyor. Kandırdığı bazı uşaklarının dillendirdiğine göre nihai planları şu imiş: İnsan bedenini koflaştırırsak Tanrı dünyada tecelli edecek şey bulamazsa (çünkü en mükemmel projesi olan insanı etkisizleştirmiş olacağız) dünyadaki hakimiyetini kaybeder. Kıyameti de koparamayacağı için hem dünya ebediyyen bize kalır, hem de cehennemi boylamaktan kurtuluruz... Gülmeyin, Kabalacılarda, Evanjeliklerde ve tabi ki Satanistlerde benzeri düşünceler çok revaçta...
Tabii'yi bozmanın en bilinenleri şüphesiz GDO'lu ürünler... Genetiği bozulmuş ürün diye çevrilen bu kavramda her türlü bitki ve meyvenin genetiğiyle oynama var. Fazla üretim, kaliteli üretim, dayanıklı üretim gibi sloganlarla ortaya çıkan bu uygulama önceleri tohum ıslah gibi masum bir proje diye lanse edildi. Fakat kısa sürede asıl amacın hibrit tohum yoluyla geleneksel ata tohumları bitirerek bütün dünyayı kendilerine muhtaç etme gayesi güttükleri anlaşıldı. Büyük ölçüde başarıya ulaştıklarını kendi ülkemize bakarak anlayabiliriz. Ata tohumlarımızı kaybettik, fide olsun tohum olsun İsrail'e muhtaç duruma geldik. Yetiştirdiklerimizde lezzet kalmadı, bedenimizde sıhhat kalmadı, hastalıkların artmasından şikayetçiyiz. Üstelik devletimiz tarafından ata tohumu kullanılması yasaklandı, arpa buğdayda bile sertifikalı denilen o ithal hibrit tohumları ekmek zorunda çiftçiler. Fatih Çolak diye gariban bir dertli var, sosyal medyadan ata tohumları yaygınlaştıracağım diye çırpınıp duruyor. Küresel tohum çetesi yakında ona kasteder diye korkuyorum. Bütün bunlar şeytanın 'onlara Allah'ın yaratışını bozmalarını emredeceğim' diye ant içmesinin eseridir...
Geçenlerde bir haber okumuştum, Afyon'da mezar sıkıntısı başlamış. Buna sebep olarak insanın raf ömrünün uzamasını gösteriyorlardı. İnsanın derken, insan cesedinin raf ömründen bahsediyorum. Buna göre bir cenazenin tamamen çürümesi normalde üç yıl idiyse, son yıllarda bu yedi sekiz yıla çıkmış. Yani bir ölü defnedildikten ancak 7 yıl sonra tamamen çürüdüğünden aynı mezara o kadar yıl sonra yeni bir cenaze defnedilebiliyor. Bu yüzden kabir sıkıntısı var... Bunu yediğimiz gıdalardaki katkı maddelerine bağlıyorlar. Misal bir kova yoğurt market rafında hemen bayatlamasın diye kimyasal koruyucu katıyorlar. Yoğurt diye yediğimiz o şeyle birlikte kimyasal koruyucu da vücudumuza giriyor, böylece hücrelerimize kadar işleyerek bizim de raf ömrümüzü artırmış oluyor. Yaratılışı bozma....
Siz tabii dejenerasyona daha çok örnek bulabilirsiniz. Şeytanın andındaki diğer bir hususa geçelim. 'Onları kuruntulara sokacağım' diyor... Bazı meallerde kuruntu denirken bazılarında, olmayan şeyleri varmış gibi göstermek, yahut gerçekleşmeyecek hayallere, hedeflere yönlendirmek gibi değişik anlamlar verilmiş. Hepsi aynı kapıya çıkar, insana üfürüyor yani, sen şöylesin, böylesin... Buradan İsrailoğullarına geçiş yapabiliriz...
Yahudilerin genelinin inandığı ve İsrail politikasına yön veren arz-ı mev'ud/vaat edilmiş topraklar kavramı biliniyor. Tahrif edilmiş kutsal kitaplarında yer aldığını iddia ettikleri bu kavrama göre bir bölgeyi Tanrı İsrailoğullarına vaad edip, burası sizin gelin devletinizi kurun demiş. Şimdiki İsrail toprakları ile birlikte Lübnan, Ürdün'ün tamamı ve Suriye, Irak, İran, Türkiye'nin bir bölümünü içine alan bölge vadedilmiş topraklardır. İşte Yahudiler asırlardır vaadedilen bu toprakların kendisine verilmesini beklemekte olup, BM kanalıyla 2.dünya savaşı sonrasında bu yolda ilk adım atılmış, BOP ile de ikinci adım yoldadır. Aslında böyle bir şey olmadığı halde şeytanın saptırmasıyla kutsal kitap bozulmuş, içine böyle bir ayet uydurularak bütün bir millet arz-ı mev'ud gibi bir saçmalığa inandırılmıştır. Uğruna nice kanlar dökülen bu saçmalığın daha korkunç bir boyutu var. Vaadedilmiş topraklar yukarıda sınırlarını çizdiğim bir ortadoğu bölgesinden daha fazlasıdır. Çünkü arz, yerküre yani dünya demek olup Yahudiler aslında Tanrı dünyayı bize verdi, bizden başkasını burada yaşatmayız düşüncesiyle hareket etmekte, kendilerine ait olan dünyayı başkalarıyla paylaşmamak için gerekirse onu ateşe vermekten çekinmeyecek duruma gelmişlerdir. Son dünya olaylarını bu perspektiften okursanız daha yerli yerine oturtursunuz... Şeytanın yahudilere üfürdüğü bu anlayışın daha korkuncu var...
Yahudilerin geneli, dünya ve insanlığa 'ya benimsin ya toprağın' moduyla bakarken, azınlıkta kalmış Kabalacı mistik bir grubun bakışı daha fanatiktir. Onlara göre Yahudiler İblis DNA'sı taşımaktadır. Evet, kendilerinin iblis soyundan geldiğine inanıyorlar. Bu şeytan uşaklarına göre, nasıl ataları yaratılış itibariyle topraktan yaratılan Adem'den üstün idiyse, Yahudiler de insanlardan üstündür. Dünyada ancak Yahudilere hizmet etme şartıyla yaşamalarına izin verilebilir. Ayrıca insanları öldürmenin, çocuk bebek demeden katletmenin bir mahzuru da yoktur. Yahudiler, ırkı önemli değil, insan öldürdü diye suçlanamazlar... Şimdi arkadaşlar bu şeytani anlayışa sahip topluluğun son dönemde yaptıklarını nasıl bir mantıki temele oturttuklarını anlamışsınızdır. Filistin katliamına engel olunabildi mi? Gerçekten de şeytanın akıl hocalığında küresel karar mekanizmalarını da ele geçirmişler, istediklerini yapıyorlar.
Ben sadece Yahudileri örnek verdim, şeytanın olmayan şeyleri vehmettirerek toplulukları nasıl yoldan çıkardığını diğer milletleri düşünerek genişletebilirsiniz. Çünkü o sadece Yahudileri manuple etmiyor, her millette parmağı var. Giriyor aralarına, siz diğer milletlerden üstünsünüz, falancalar size ezelden beri düşman, filancalar sizin atalarınızı katletti; ötekilerine varıyor siz şöyle asil bir ırksınız, falancalara savaş açın, ötekine füze fırlatın, şurayı işgal edin... diyor. Savaşlar çıkarıyor, katliamlar yaptırıyor. Bu yüzden Milletini, ülkesini sevmek ve onu yüceltmek manasına gelen pozitif milliyetçilik hoş karşılanıp teşvik edilmiş. Ancak kendi ırkını diğerlerinden üstün görerek saldırgan bir politika izlemek manasına gelen negatif milliyetçilik hiç bir zaman hoş karşılanmamıştır. Irkçılık diye çevrilebilen ve Nasyonalizm diye adlandırılan bu menfi milliyetçiliğin kısaltılmışı Nazi oluyor. Zannedildiği gibi Naziler sadece Almanya'da değil, her ülkenin nazisi var. Ve malesef nazizm şeytanın yeldirmesiyle oluşup gelişiyor.
Hazır Yahudilere/İsrailoğullarına gelmişken buradan Epstein olayına geçiş çok kolay, çünkü Epstein Adası merkezinde şekillenen Satanist yapının yöneticeleri Yahudi orijinli. Şeytanın özellikle son dönemdeki oyunlarını bu millet üzerinden hayata geçirmesi ilginçtir. Bu biraz da Yahudilerde ahiret inancının zayıflığına bağlanıyor. Hatta hiç yok gibi diyorlar. Bunlara kıyasla Hristiyanlarda daha kuvvetli bir öldükten sonra tekrar dirilme inancı var. Biz müslümanlarda ise, bilindiği gibi imanın şartlarından birisi... Bu yüzden Şeytan tarafından en çok manüple edilen topluluk Museviler. Arzımevud ve iblis soyu gibi sapıklıklar da eklenince resmen Şeytanın elinde oyuncak olmuşlar.
Ta seri başında ademoğlunun yapı olarak bir takım zaaflar barındırdığını, şeytan onu saptırırken özellikle bu zayıf noktalarına çalıştığını söylemiştik. İnsanın mühim zaaflarından (aslında buna zaaf demek doğru olmayabilir, özellik diyelim) biri de ebediyet arzusudur. Gerçekten fani olduğumuzu bilmemize rağmen her zaman ölmemenin çarelerini ararız. Hepimizde vardır bu sonsuzluk, ölümsüzlük isteği... Bu hususta sadece Yahya Kemal'in beytini hatırlatayım:
Ölmek kaderde var, yaşayıp köhnemek hazin
Yok mudur buna bir çare, Ya Rabbelalemin
Neyse ki basübadelmevt (öldükten sonra tekrar dirilme) sonucunda bizi ebedi bir hayat beklediğini bildiğimiz için bu ölümsüzlük arzusunu bir nebze bastırıyoruz biz. Ya ahiret inancı olmayan Yahudiler ne yapsın? İşte şeytan onları bir de buradan yakalıyor, ve neler yaptırıyor neler...
Epstein denilen yapıyı sadece pedofil, cinayet, satanist ayin, insan ticareti vb suçlarla tanımlamak ne kadar doğru, veya bu sapık örgütlenmenin suçları bundan mı ibaret? Dün gündüz araçta olduğumdan TRT haberlerini dinlemek zorunda kaldım, 14 bülteninde pedofil fuhuş örgütü diye bahsedildi, 16 bülteninde ise haber olarak bile geçmedi. Kısaca örgüt hakkında bildiklerimizi özetleyelim. Bunlar Ortadoğu ve 3. Dünya ülkelerinden bebekleri ve kız çocuklarını kaçırarak adaya topluyorlar. Irkı milleti önemli değil, zengin ve etkili kimseleri müşteri olarak belirleyip bir şekilde ağlarına düşürüyorlar. Onları her türlü sapık, insanlık dışı etkinliğe teşvik ediyorlar. Kız çocuklarına tecavüz, onları öldürme, etini yeme, şeytana kurban etme ve daha akla hayale gelmedik canavarca şeyler... Amaçları ne? Her etkinliğin yazı, video ve ses kaydını almak suretiyle arşiv düzenlemek, gerektiğinde bunları şantaj amaçlı kullanarak ilgililere dilediğini yaptırmak... Şeytanca değil mi?...
Bebeklere gelelim... Uzmanların söylediğine göre yeni doğan bir bebekten alınan salgı (veya adı her neyse) başka bir vücuda enjekte edildiğinde gençlik veya yaşlanmayı geciktirici etkisi gösteriyormuş. Kaçırdıkları bebeklerden alıyorlar alacaklarını, sonra o bebeği atıyorlar, çöp oluyor çünkü. Zengin, etkili ve yaşlı müşterilerine satıyorlar. Müşteriyi bir müddet idare ediyormuş bu şey, sonra yine lazım, yine lazım... Süreklik gereken bir pazar yani... Bu yüzden sürekli bebek kaçırıyorlar, istenmeyen bebekleri topluyorlar. Elbette bunu batılı ülkelerde yapamazlar, bizim gibi insan hayatının değeri olmadığı ülkeler ise bulunmaz fırsat... Bir özel hastanedeki kayıp bebekler davasını hatırladınız değil mi, sahi ne oldu o dava? Yeni ortaya çıkan bir belgeden Epstein uçağının Türkiye'ye onlarca kez sefer yaptığı öğrenilmiş. Son depremde kaybolan çocukların akıbeti?...
Şimdilik ölüme çare bulamadılar (hiç bulamayacaklarını bir bilseler)... Hiç olmazsa yaşlanmayı durdurarak ölümü geciktirelim arayışından başka bir şey değil bu bebek ticaret ve cinayetleri... İhtiyar bedene şırınga edilen o şey sonucunda vücudun bazı noktalarında (özellikle yüzde) morluklar ve kararmalar oluyormuş. Pek çok ünlünün böyle fotoğrafları var. Bir seçim günü, ünlü bir politikacının yüzü gözü mosmor bir halde sandığa geldiğini hatırlayın. 'Merdivenden düştü' diye geçiştirildi ve merdivenden düşen adamın gözü niye morarır diye soruşturan bir Allahın kulu çıkmadı...
Arkadaşlar, Epstein tamamiyle satanist bir örgütlenmedir, bunu yaptıklarından anlayabilirsiniz, hepsi onun taktikleri çünkü... Ancak ben yine de çok ilginç bulduğum bir yazıdan alıntı yaparak bunu sizlerin dikkatine sunmak istiyorum. Yazı dün yayınlandı, bulunduğunuz konumdan erişime kapalı olduğu için göremezsiniz, bu yüzden link yerine alıntı metnini vereceğim.
"...
Epstein dosyaları ile birlikte ortaya saçılan bilgiler bize küresel ölçekte örgütlenmiş seytani bir aklı göstermektedir. ABD Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı iki saatlik video kaydındaki çarpıcı diyaloglar, soruları soran kişinin kimliğiyle birlikte okunduğunda çok daha derin bir anlam kazanmaktadır.
Röportajı yapan kişinin, dönemin en tartışmalı siyasal figürlerinden biri olan Steve Bannon olduğuna inanılıyor. Bu ihtimal, konuşmayı sıradan bir gazetecilik faaliyeti olmaktan çıkarıp, ideolojik, metafizik ve hatta istihbari bir yüzleşmeye dönüştürüyor. Sorulan soru bu yüzden basit bir suç isnadı değildir; doğrudan varlık, kötülük ve iktidar üzerine kurulmuş bir sorgudur:
- “Sen bizzat şeytan mısın?”
Epstein’ın cevabı ise inkâr değildir. Savunma hiç değildir.
- “Hayır!” der, “Ama iyi bir aynam var.”
Bu cümle, masum bir nükte ya da kaçış değildir. Aksine, şeytanla kurulan ilişkinin en çıplak itirafıdır. Çünkü burada Epstein, kendisini şeytan olarak tanımlamaz; daha kötüsünü yapar: Şeytanı yansıtan, onu görünür kılan bir yüzey olduğunu kabul eder.
Şeytan, klasik teolojide doğrudan ortaya çıkmaz. Baştan çıkarır ama perde arkasında kalır. İnsanı öne sürer, arzuyu sahneye koyar, suçu başkasının eliyle işletir. Epstein’ın “ayna” metaforu tam da bunu söyler. Mesaj nettir: “Ben değilim. Bende görünendir.
...”
Yeter artık içimizi kararttın nerede güzel haber, diyorsunuz... Az daha sabır... Dikkat edilirse şeytan ve onun temsilcisi olmuş insan-şeytanlar kendilerinde hep büyük güç görüyorlar. Epstein'deki küstahlık, İsrail'in benzer davranışları hep şeytanın tipik kibrinin bir benzeri. Başlangıçtan beri 'ben üstünüm, ben güçlüyüm' havalarında. Ve bu kibri ve hasedi yüzünden kovulmuş/lanetlenmişti. Bir de Allah kıyamete kadar kendisine mühlet ve bazı güçler vermişti. Şimdi bu mühlet ve gücü Allah'ın verdiğini unutmuş, sanki kendinden kaynaklanıyormuş gibi böbürlenmesi yok mu... Aynen bu huyu avanelerine de geçmiş. Bak Epistein'e, İsrail'e ve benzerlerine; kimse bize bir şey yapamaz, kimse bize dokunamaz havasındalar. Oysa bakın Allah ne diyor: "O halde, şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç kuşkusuz, şeytanın tuzağı çok zayıftır." (Nisa 76)
Epstein öldüğü veya intihar ettiği açıklandı, ama itirafçı olmasından korktukları için infaz edildiğini düşünenler az değil. Şeytan çocuklarından birini feda etmiş... Buna rağmen belgelerin açıklanmaması için çok engel çıkarıldı. Direnenlerin biri de Trump... Neyse ki oralarda hala hukuk var, Adalet Bakanlığının kararıyla açıklanan belgelerin sadece bir bölümü bile satanist yapıyı dağılma eşiğine getirdi. (Eşiğine getirdi diyorum, Epstein'in ölmediğine inananlar da az değil) Bu kadar kendilerini güçlü gören şeytan uşaklarını Allah ne hale getirdi. Çünkü gerçekte güçleri yok, ta baştan şeytan gücünün kendinden olmadığını, izafi güç olduğunu söylemiştim... Ayrıca yeryüzünde kendine halife atadığı insanoğlunu bu şeytan karşısında yalnız bırakmazdı, bırakmadı bırakmayacak. Allah nurunu tamamlayacak. Yalnız şeytana karşı nasıl durulacağının reçetesi de yine Kuran'da...
Epstein'in dağılmakta olduğu, şeytanın yenildiği düşüncesine kapılarak gevşekliğe meydan vermemek gerekir. Burada size Şeytan'ın Avukatı adlı filmi hatırlatmak isterim. Son sahnede tuzağı açığa çıkarılarak yenildiği düşünülen Şeytan (Al Pacino), taze bir avukata iş teklifi yaparken görüntülenir. Yani şeytanda tuzak bitmez, bireysel hayatımızda olsun, sosyal hayatımızda olsun sürekli yolumuzun üstüne çukur kazar. Epstein biter, başka bir Epstein bulur, çünkü kendisine kıyamete kadar mühlet verilmiş. Biz ona karşı koyma kılavuzumuzu iyi okuyalım.
Bu anlamda 'İlim öğrenmek kadın erkek her müslümana farzdır' esasından cesaretle 'Türkçe Kuran'ı hatmetmek kadın erkek her Türk'e farzdır' fetvasını veriyorum. Arapça Kur'an'dan yine dualarımızı okumaya devam edelim, ama hiç olmazsa ömrümüzde bir kere mealini okuyalım. Ki Rabbimiz bizden ne istiyor, bizimle ne konuşuyor, hayatımızın anlamı nedir vb. gibi bir çok soruya cevapla birlikte şeytanla mücadelenin yollarını öğrenelim diyorum, eğer küstahlık kabul etmezseniz...