Eskiden de böyleydi, tam orada her biri başka bir tarafa yönelerek üç kola ayrılırdı yol... Yalnız buraya gelene kadar labirent bulmaca çözer gibi oradan oraya kıvrılmazdı. Gatçayır yolunu batıya doğru dümdüz takip ettiğinizde buraya ulaşırdınız. Özel bir gayret istemezdi, koşum hayvanlarını serbest bıraksanız onlar bile mecburen buraya gelirlerdi.
Fakat hatırladığım kadarıyla 70'lerde Gatçayır'a Karayolları şantiyesi kurulunca yol kesintiye uğramıştı. Çünkü tam da yolun batıya doğru aştığı bayırın ortasındaydı yapılan binalar. Neyse ki kesinti kısa sürdü de büro binasının ardından geçmek üzere yeni bir yol verdiler. Tatlı rampayla orayı dolaşıp derede eski yola kavuşulurdu. O yıllarda deredeki serenli kuyu kullanılabiliyor ve henüz o kısmına gelinmemiş olan şimdiki karayolunun bulunduğu yer çok rahat geçilebiliyordu. Zaten orayı geçtiğinde seni Güdükmehmet'in bağ karşılar, yani yolun üçe ayrıldığı nokta...
Yolların sola ayrılan birincisi, bilemedin yüz metre sonra koca bir badem ağacını yalayıp doksan derecelik iki zikzak yapar ve ötesinde hiç eğilip bükülmeden yoluna devam eder. Sürekli batıya doğru bu düzgün yolun başı ve sonu hep Gabarçukuru'dur...
Ayrım noktasının ikincisi, yani ortadaki Bağlar yoludur. Çünkü Güdükmehmet'inkinden başlayarak ilerideki tepenin hemen ardına kadarki bölgede eski Eğret bağlarının bir bölümü bulunuyordu. Zaten o tepenin deresinde Hacahmedinguyu, diğer deresinde ise Gambırarifinguyu var. Orada yol çatallaşıp biri Gocadere'ye uzanıyor.
Gelelim asıl konumuz olan üçüncü yola... Diğer ikisinin aksine bu yol varıp bir yerde erimiyor, gidiyor da gidiyor... Ben ötesine geçmedim ve şimdi nasıldır bilmiyorum, ama eskiden Çerkez (Yenice)yi aştıktan sonra daha yola devam edermiş...
Yenice'ye yakın olan kısmındaki mevkilere genelde Çergezgırı diyorlar, fakat bu yolun çevresindeki tarlalar tarif edilirken Üyükyolu diye adlandırılıyor. Demek ki bu mevki adını yoldan almış. Eskiden beri bu böyle... Çocukluğumda bu ismi duyup sağda solda boşuna üyük arar bulamaz ve bunu eskilerin tuhaflığına yorardım. Öyle ya; Üyük nereee, Üyükyolu nere...
Çocukluğumda kapattığım bu tuhaf isimlendirme mevzusunu bir kaç yıl önce tekrar gündeme getirdim. Yeri geldi, arazileri konuşurken Hacapo (Abdullah Erdem) abiye sormuştum. Üyük ile Üyükyolu'nun ne alakası vardı?
- "Ha! Sen bilmiyoñ mu?" diye cahilliğimden zevklenerek biraz naza çekti ve sonra basitçe anlattı. Beşkarış'ın eski adı Üyük imiş ve bu yol o köye çıkarmış... Tabii ya, nasıl düşünemedim ben bunu. O köyün adı 'Beşkarışhöyük' olarak geçtiği bir sürü belge okuduğum halde böyle bir ihtimal nasıl aklıma gelmez. Bir de şimdi üzerinde şehitlik bulunan Üyük ile yolu ilişkilendiriyor, eskilerin de böyle düşündüğünü sanarak onları tuhaf buluyordum... Vay be!..
Sonuç olarak yolların üçüncüsü Üyük yoludur. Mevki olarak düşünürsek Kötayolları, Çerkezgırı, Gocadere, Hacahmediñguyu ve Bağlar arasında kalan ara bölge Üyükyolu oluyor. Mevkinin ortasından da Üyük yolu geçiyor.
Yolun kenarında dedemin bir tarlası vardı, dayımla çifte giderdik. Demek ki sonbahardı, ekin ekme dönemi. Yan taraftaki tarlada meyvesi iri ve tatlı alıç azadı var. Benden beklenen eşekleri çevirmek ve buradan alıç toplamak. İki vazifeyi de yapmışımdır mutlaka, fakat oraya dair benim aklımda kalan ikisi de değil, daha başka bir şey...
Tarlayı sürdükçe cizilerden fişek çıkıyordu. Daha doğrusu kapsül, beş altı santim uzunluğunda makineli veya normal tüfek kapsülleri; biz kısaca fişek derdik. Eşelemeye gerek yoktu toprağı, ciziye düşer gördüğümü alırdım. Ceplerim ellerim dolar, gidip bir yere boşaltır tekrar doldururdum. Uzaklaşan eşşekleri çevirmeye gider veya başka bir sebeple fişek toplamaya ara verir veya bitirirdim. Topladığım fişeklerle oynar mıydım, hayali atış talimi mi yapardım, bazılarını düdük gibi öttürür müydüm; belki hepsi... Ne çok fişek çıkardı. Mutlaka yakındaki başka tarlalarda da aynı şekildeymiştir...
Bunun sırrına on yıllar sonra erebildim. Okuduğum metinlere göre 27 Ağustos 1922 günü ikindi vakti, Süvari gözcüleri İlbulak'tan araziyi izlediler. Eğret yakınlarında büyük bir çadırlı Yunan ordugahını rapor ettiler. Ertesi sabah Süvari alayı bu ordugaha baskın verdi. 28 Ağustos olayları böylece başlamış oldu. Toparlanana kadar acz içinde kalan düşmana, Yenice'deki birliklerinden yardım yetiştiği askeri metinlerde ayrıntı olarak belirtilir.
Tabi metinlerin askeri dilinde olay anlatılırken tam olarak mevki adları kullanılmaz, öyle ya, onlar bizim nerelere ne dediğimizi nereden bilsinler. Şimdi ben küçükken topladığım avuç avuç fişeklerden yola çıkarak anlıyorum ki, sözü edilen Eğret baskını tam da bu Üyükyolu mevkiinde yapılmış. Hem de burası Yenice'ye çok yakın...
Şu yaşa geldik, eskilerin hiç bir isimlendirmesinin boş ve sebepsiz olmadığını ancak anlayabiliyoruz...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder