01 Haziran 2026

Gayraklı

     
    Kendiliğinden katmer gibi dilim dilim ayrılan bir kaya türüne bizim köyde kayrak/gayrak deniliyor. Dişli olanlarından ele gelecek büyüklükte kesilenler tırpan bileylemede kullanılırdı. Sırf  bu yüzden bir ferk çıktıktan sonra tırpanı bu şekilde bileylemeye gayraklama deniliyor. Yani bu taş cinsi özel bir işe de adını vermiş oluyor. 

    Gayraklar dağdan getirilirmiş. Bunlardan her mevkide bulunuyor, ama özellikle bir mevkiye Gayraklı demişler. Şüphesiz bu gayrak taşıyla ilgilidir. Her ne kadar mevkinin adı da olsa biz Gayraklı deyince çeşmeyi biliriz, onu merkeze alarak bu mevkiyi tanımaya çalışalım.

    İlbulak dağ sırasının ortalarında kuzeye doğru sırtlar uzanır. Bunlar bir miktar ilerledikten sonra ormandan çıkmadan kendileri tükenirler. Lakin tam olarak erimediği, henüz dere tepenin ayırt edilebildiği yerde alanlıklar oluşur. Bu alanlıkların güneyi dağa doğru yükselirken kuzeyindeki meyelan iyice yumuşar. Tepe ve vadiler varla yok arasındadır.

    Köylünün Dombeyalanı ve Demirce adını verdiği iki sırt/tepe de diğerleri gibi bir vadinin iki yanında uzanıp malum düzlüğe ulaştığı alanlıkta onları sakin bir çağıltı karşılar. Bu Gayraklı çeşmesi, bu civar da Gayraklı mevkiidir. İsmin asıl sahibi mevki mi, yoksa çeşme mi, orası belli değil.

    Gayraklı'ya ilk gelişim otuz yıl önceydi. Dombeylinin Hasan Okutan Eniştenin mobyletle gelmiştik. Yağmurlu bir ikindiydi. Yağış dindikten sonra, örendeki kotrasından çıkan Enver Mola Abi önceden keşfettiği mantarları bizim için toplamıştı. İlk seferimizden aklımda kalan bunun gibi şeyler.

    Bir kaç yıl sonra aynı yere bu kez traktörle geldik. Yine ikindi vaktiydi, ama yağış yoktu. Sonradan öğrendiğim adıyla Dombeyalanı sırtlarında dolaşıp çeşme yanına döndüm. Godal Emin pilav pişiriyormuş, bulduğum mantarları içine doğradı. Bugüne kadar o pilavın tadına denk lezzete rastlamadım. Çoban pilavı dedikleri kadar varmış, fakat lezzetin sırrı büsbütün adında olmasa gerek... Oysa orada sadece bir kaşıkla bir çatal vardı. Geriye kalan beş altı kişiye ekmekgıyısından kaşıklar yapmıştık. Belki de lezzetin sırrından biri de bu idi, diğeri kesinlikle ağız tadıdır. Zira zaman geçtikçe ağzımızın tadı kaçıyor...

    İlk iki Gayraklı gezimde adı geçenler hep rahmetli oldu. 2011 yılındakini Vahit Usta ile yaptık. Daha doğrusu O bizi bir öğle vakti aldı götürdü. O nasıl gidişti öyle... Taktak mıydı, kamyonet mi emin değilim; ama bir kısmımız kasaya binmiştik, bunu biliyorum. Tepeden çıktık, dolaştık; öylece Dombeyalanı'ndan çeşmeye indik. Dayım sever böyle ilginçlikleri, o gün oradan inerken yüreğimizin ağzımıza geldiğini bilmez olur mu...

    Önceki gidişlerin her birini farklı bir güzergahtan yapmışız. Bu yüzden taş ocağından girince buluruz diye çıktığımız yolumuz sapa sardı... İlk çataldan yanlış dönünce Sağırisanınağıl'a vardık. Epeyce dolaştıysak da çeşmeyi bulamadık. Neyse ki telefonla sorarak varacağımız yere varabildik, tabi bir saat kadar rötarlı... 

    Evvelki gün dördüncü Gayraklı gezimiz böyle maceralı başlamış oldu... Maksadımız Gayraklı'nın eski çeşmesi ve çevresini gözlemekti. Salim Kurt başkanlığı zamanında, kuytuda kalıyor daha ferah olsun diye şimdiki yerine nakletmişler. Bizim bunlardan haberimiz yoktu, geçenlerde Şuayip Abi eski çeşmenin akmaya başladığını söyleyince duyduk. O zamandan beri merak ediyordum, fırsat doğdu...

    Vardık eski çeşmeye, iki yüz metre kadar dipte, gerçekten de vadiye sıkışıp kalmış, hayvanların sulanması bakımından pek kullanışlı değilmiş. Taşımaları iyi olmuş. 

    Çeşme suyunun kaynağı daha yukarıdaymış, hazır bilen biri yanımızdayken oraya kadar yürüyelim dedik. Biraz zahmetli bir yürüyüşten sonra Karaağaçlar çatına ulaştık, küçük vadinin hafif sırtından ilerleyen künklü su yolu, çatın sağ tarafında son buluyor. Orada kuyunun üzerini koca bir kayrakla kapatmışlar. 

    Gördüğümüz eski çeşme yeniden dinmiş. Ancak kulağınızı dayarsanız luladan su tıpırtısı duyuluyor. Bu seneki bol yağışlarla geçici olarak canlanmış olabilir. Fakat bu eski çeşme zannedildiği kadar eski görünmüyor. Tarihi ne kadar geriye götürülür bilmiyorum, bununla beraber iki çeşmenin arasında bir yer gösterdiler, ilk çeşme yeri diye... Bilinmeyen bir tarihte ilkel çeşme, eski çeşme diye bilinen yere götürülmüş. Orası daha yüksekte kaldığı için taşıma olmamıştır, belki künk suyunu daha yukarıdan yönlendirmek suretiyle aynı kaynak suyu o çeşmeden akıtılmıştır. Böyle olduğu düşünülürse Gayraklı çeşmesi yeteri kadar eski bir tarihe götürülmüş olur.

    Şimdiki çeşmenin hemen sağında kalan ağaçsız bir tepe var. Ören diye adlandırılan bu tepede temel kalıntısı olduğu düşünülen bir sürü taş var. Bazı yerlerde taşla karışık bir sürü toprak yığını da duvar yıkıntısı izlenimi veriyor. Bütün bunlar eski dönemlerin küçük bir yerleşimi olduğunu düşündürüyor. Eski çeşme ve su yollarını bu örenle değerlendirmek lazım.

    Tadı damağımda hala durmakta olan pilavı bu örende yemiştik. Enver Abi mantarı buradan toplamıştı. Yine bulurum umuduyla örende dolaştım biraz. Yok... Varsa da bu ot içinde görmek mümkün değil. Her yer çayır gibi, biçsen biçilir...