Tam da böyle bir zamanda haberdar olduk 1830'lara uzanan resmi Eğret kütüğünden. Aslında bu tam anlamıyla bir nüfus kütüğü değildi, sadece erkeklerin listesinden ibaretti. Ama o günün şartlarında nüfus tespiti böyle yapıldığı için eldeki ilk nüfus kütüğü kabul etmeliyiz.
Dik ve uzun boylu bir kitap gibi ciltlenmiş olan eser, Karahisar merkez köylerinin nüfus kütüğü gibi düzenlenmiş. Amaç vergi mükelleflerinin kaydı olduğundan sadece hane reisinin adı yazıldıktan sonra o hanedeki erkek çocuklarının sıralanmasına geçilmiş. Yaşça en büyükten başlayarak erkekler tek tek yazılmış. Buna bebek bile olsa erkek çocukların dahil edilmesi, onların potansiyel vergi mükellefi olmasındandır. Çünkü o günün sisteminde askerlik de bir vergi çeşidiydi. Nitekim askerlik çağına gelen çocukların durumu ilerleyen yıllarda kırmızı mürekkeple güncellenmiş.
Eğret'e 6 sayfa ayrılmış defterde, yedinci sayfanın ortasından Karacahmet karyesi ile devam edildiği görülüyor. Eğret bölümünde toplam 80 hanede 249 kişinin kaydı yapılmış. Bir bu kadar da kadın nüfusu düşünülürse, Tanzimat ilan edileceği yıllardaki Eğret nüfusunu 500 kabul etmek yanlış olmaz.
Bu belgeden çıkarılabilecek tek şey Eğret nüfusu değildir. Sülaleler, bunların hangilerinin ne kadar süredir burada yaşadıkları, hangilerinin köye sonradan geldikleri, askerlik sisteminin uygulanışı, sosyal durum, ekonomi, ortalama ömür, çocuk ölümleri, köydeki idari yapı, hanın durumu vb bir çok alanda kaynaktır. Ayrıca araştırmacılar için, bizim fark edemediğimiz, kim bilir daha ne ayrıntılar barındırıyor...
Defterde ilk haneye Eğret imamı kaydedilmiş. Sonra ikinci sırada eski Eğret imamı yer alıyor. Bir oğlu Eğret'ten evlenen eski imam, daha sonra o oğlunu ailesiyle köyde bırakarak Afyon'a taşınacaktır. İlk sırada yeni ve eski imamların yazılmasından, o yıllarda köy idaresinde imamların yeri ve önemi hakkında çıkarılacaklar var.
Listenin daha sonraki bölümlerinde, köyün en eskilerinden yenilerine doğru bir sıralama yapıldığı görülüyor. Misal başka köyden gelen köyün sığırcısı ile yabancı olduğu anlaşılan han işletmecisi en sonda bulunuyor. Bu gizli hiyerarşiyi 1904 kütüğünde de gözlemlemek mümkün. Fakat orada başa imam yerine muhtar yazılmış. Sonradan gelen Türkmen ve Muhacirler sonlarda yer alıyor.
Aradaki Eğretli hanelerin sıralanışı iki defterde de paralellik arz ediyor. Örneğin 1831 kayıtlarında sülale sıralanışı Hacılar, Veyisler, Selimler, Gağşaklar, Araplar, Çatallar, Ayanoğlular, Hacımahmutlar... biçimindeyken 1904'te muhtar Hacımahmutlardan olduğu için o sülale başa alınıyor, ama genel sıralama değişmiyor. 1831'e dayanan şu sıralama tekniği 1904'te de sürdürüldüğü için biz de onu esas aldık ve sülale çalışmalarında bu hiyerarşik listeleme yolunu tuttuk.
Defterde dikkat çeken bir başka özellik de on yıl kadar süreyle güncellenmiş olmasıdır. Kişilerin durum değişikliği 1833, 37 ve 38 yıllarında üç defa işlenmiş. Tarih belirtilmeyen işlemeler de var, bunlar çoğunlukla ölüm ve askerlik... İşleme, güncelleme çokça yapılmış; ama defterde yeni kayıt yapılmamış. Bunun sebebi her kayıt için yeni bir alan gerekliliğidir. Liste yazılıp tamamlandığına göre yeni kayda yer bulunmuyordu. Bu yüzden mevcut kayıtlara bilgi notu eklemesiyle güncelleme yapıldı, ölüm tarihi not edildi; ama bu arada yeni doğan çocuklar kaydedilemedi.
Birinci Muhtar 59, İkinci Muhtar ise 24. sıraya kaydedilmişler. Ünvanları kırmızı kalemle güncellenmiş, ama 59. hanedeki kayıt güncelleme filan değil, normal orijinal ilk kayıttır: "Uzun boylu, kumral sakallı, karye muhtarı Ahmet." Sonra kırmızı kalemle "muhtar-ı evvel" notu düşülmüş. Buradan, kayıt yapılırken onun muhtar olduğu biliniyordu, sonucu çıkar. İyi de muhtarı neden kütüğün başına, bilemedin ikinci sıraya yazmadılar da ta 59. sıraya attılar?
Köylere muhtar ataması ilk defa 1831 yılında yapıldığı biliniyor. Katipler bu defteri tutmaya başlamışlardı ki atamalar yapıldı. Yukarıda sıraladığım gibi sülaleler yazılıyordu. Bahsedilen Muhtar, Hatiplerden Molla Osman'ın dedesidir, 59. hanedeki sırasını değiştirip başa almak, bütün defteri yeniden yazmayı gerektireceğinden katip bunu göze alamamış ve olduğu gibi yazmaya devam etmiş. 24. sıradaki ikinci muhtarı ise "muhtar-ı sani" notunu düşerek halletmiş.
Katip benzer bazı yanlışlıklar da yapmış, mesela bir çocuğu kendi hanelerine değil de amcasının hanesine kaydetmiş. Silip düzeltme imkanı olmadığı ve defterin tamamını değiştirmeyi göze alamadığı için, işin doğrusunu muhatabın izanına bırakmış.
Kadı kızında da bulunur, bu kadar kusurun önemi yok. Sülaleler konusunda tıkanıklığın önünü açtı. Bir çok karakteri ete kemiğe bürünmüş burada karşımda buldum. Kim kimin nesi olur, sorularının cevabı bu defterin altı sayfalık Eğret bölümündeydi. Kıymeti bilinmelidir...
Kadir kıymet deyince... Ben meslek icabı Osmanlı Türkçesini bilirim, okur ve bir miktar da yazabilirim. Ancak iş vesika okumaya gelince zorlanırım, tarih terimlerine ve siyakata (belge yazımı) vakıf değilim çünkü. Şu defterin okuyamadığım bazı bölümlerinde Selami Kurt beyin metin çözümlemesi imdada yetişti...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder