20. yüzyıla geldiğimizde, işgalciler tarafından çekilen fotoğraflar insanların giyim kuşamıyla ilgili fikir veriyor. Eğret halkından genellikle erkek görüntüleri var, bir ikisinde çocuk ve kadınlar da göze çarpıyor. Konumuz kadın giysileri olduğu için onlara yoğunlaşacağız.
Han önündeki çeşmeden su doldurup gitmekte olan kadınların da yer aldığı fotoğraflarda şalvar ve bele kadar inen uzun beyaz örtüler göze çarpıyor. İşgalin ilk günlerinde evin su ihtiyacı için çeşmeye erkekler gitmişler. Buna karşı çıkan Yunanlar özellikle kadınların suya gitmesini zorunlu tutmuşlar. Genç gelin ve kızlar doğal olarak buna yanaşmamış ve yaşlı kadınlar güğümünü sineğini alarak çeşmenin yolunu tutmuş. Yani fotoğrafta görülenler yaşlı kadınlar ve üzerindekiler de dış giysisidir.
Dış giysisi dediğimiz sadece başından beline kadar sallanan beyaz örtüdür. Evdeki günlük hayat giysileri şalvar, entari/fistan ve yaşmak olduğu tahmin ediliyor. Nitekim yaşı çok küçük bile olsa kız çocuklarının şalvar, entari, yaşmak üçlüsüyle giyindikleri aynı dönem fotoğraflarında açıkça görülüyor. Ev içinde büyüklerinin giyimi de böyle olmalıdır.
Uzun beyaz örtünün dış giysisi olarak hangi dönemde kullanılmaya başlandığını bilemiyoruz. İstanbul'da son dönemde görülen çarşaf ve feracenin taşradaki benzeri olarak düşünülebilir. Yalnız beyaz renkli bu örtülerin Eğretli kadınlar tarafından kullanılmasında Macur etkisi de düşünülebilir. 19. yüzyıl sonlarında Eğret çevresine kurulan Macur köylüleriyle hızlı bir etkileşime girildiği biliniyor. Dilde, kültürde, günlük hayatta alışverişler var. Öncek gibi beyaz örtü de Macur kadınlardan alınan bir alışkanlık olabilir.
Evde, kırda bayırda, fırında, çayda çeşmede, hatta sokakta bile şu uzun beyaz örtüye ihtiyacı yoktu kadının. Tabii ki sıradan günlerde, hayat her zamanki gibi akarken bu böyleydi. Yabana giderken, yahut yabancı karşısına çıkarken böyle bir örtüye bürünüyorlardı.
Günlük hayatta başını örttükleri yaşmaktı. Bazen yazma, şarpı, çırpı gibi değişik kelimelerle karşılansa da Türk kadınının kadim başörtüsü yaşmaktı ve Eğret kadınları da başını yaşmakla örttü. Buraya kadarki değerlendirmeler, yaşmak kelimesinin bizim köydeki anlamını esas aldığımızda geçerli olabilir.
Sözlüklerde yaşmak daha farklı ele alınmış. Genel tanımlama şöyle: "Başla birlikte; sadece gözler açıkta kalacak biçimde yüzü, boynu ve omuzları da örten örtü..." Bu tarife göre 1922 tarihli fotoğraflarda görülen Eğretli kadınların başındaki uzun örtüler yaşmaktır. Günlük hayattaki örtülerinin üzerine aldıkları daha büyük ve uzun bir örtü...
Türkçe'de eskiden beri kadınların dışarıya veya erkeklerin bulunduğu ortama çıkarken örtünmesine "yaşmaklanmak" deniliyormuş. Yani rutin dışına çıkılacağı zaman, olağan dışı bir durum söz konusu olduğunda veya yabancı erkeklere karşı yaşmakla örtünüyorlar. Zaten örtülüydüler, yaşmakla ekstra bir örtünme söz konusu...
Yalnız buradaki anlam inceliğine dikkat edilmelidir. Gizlenmekten kasıt, pusuya yatıp saldırı amaçlı gizlenmek, kamufle olmak değil; aksine korunma, saldırıya veya olası zarara karşı savunma amacıyla gizlenme, saklanma demektir. Yaşmak, altındakini görünmez kılarak onu zararlı nazardan, bakıştan, kötü niyetlerden, suizandan korur. Bu anlamda maddi manevi bir kalkan gibi düşünülebilir. Yaşmaklanmak, adeta zırha bürünmektir.
Bu geniş anlamıyla yaşmak kelimesi Arapça ve Balkanlar'daki bazı dillere de geçmiş. Oralarda hala kullanıldığı söyleniyor.
Yaşmak, özellikle koruyucu dış örtüsü anlamıyla bu kadar yaygınlaşmışken bizim köyde neden anlam daralmasına maruz kaldı, niye günlük hayatta kullanılan basit başörtüsü olarak yerleşti acaba? Oysa yüz yıl önce kadınlar beyaz yaşmaklarıyla yaşmaklanıp çeşmeye giderlermiş. O vakit bu beyaz örtüye yaşmak diyorlardı da sonradan mı kelimenin anlamı daraldı?
Küçüklüğümde, ki nereden baksanız 50 yıl öncesidir, bazı yaşlı kadınlarda o beyaz yaşmağı görürdüm; ama ona yaşmak değil, 'namaz örtüsü' derlerdi. Yaşmak, bugünkü anlamıyla kahverengiye çalan koyu sarı işlemeli ihtiyar kadınların günlük örtüsüydü. Kış günlerinde ağıla gider gelirken bazı erkeklerin tuhaf biçimde yaşmakla başını, boynunu sardığını görürdüm; ama bu nadirattandı. Yaşmak yaşlı kadınlara mahsus o koyu sarı örtüydü. Ve günümüzde de Anıtkaya'da bu anlamda kullanılır.
1920'lerden 70'lere o beyaz yaşmak 'namaz örtüsü' olarak gelmişse, dışarıda giymeye özel yaşmağa ne oldu? Ne oldu biliyor musunuz, rengi karardı, adı da 'örtme' oldu.
Ak yaşmaktan kara örtmeye geçiş sürecini de bilmiyoruz, aradaki yarım asrın hangi diliminde başladı, oluştu ve yerleştiyse... Yine de işgal günlerine tekrar bakıp bu mevzuya devam edelim...
Ak yaşmakla sokağa çıkan yaşlı kadınlar böylece kendilerini daha korunaklı ve emniyette hissediyorlardı. Bunun dışında o günlerde köy içinde özellikle kadınlar arasında sürekli bir tedirginlik ve panik havası hakim olduğu anlatılır. Çünkü gençler her daim saklanmak, gizlenmek zorundaydılar. Saklanma halinin tamamını yaşmakla, örtünmeyle sağlamak mümkün değil. Çoğu zaman evlerin, damların en kuytu yerlerine, yüklüklere, deliklere bile saklandıkları olurmuş. Baskınların yapıldığı bazı gecelerde dambeşe saklandıklarını duymuştum. Bütün saklanmalara rağmen yakalanmanın kaçınılmaz olduğu vakitlerde bile kendilerini örtmenin yollarını arar, ocaktan, bacadan, kazan altlarından aldıkları is ve kurumlarla yüzünü gözünü karalarlarmış. Bu yolla kendini örtüp gizleyenleri, yüzkarası yerine baca karasını tercih edenleri siz de duymuşsunuzdur.
Ak yaşmaktan kara örtmeye geçiş böyle başlamış olabilir. Zaten örtme kelimesinin anlamı bu değil midir? Örtmek, aslında bir şeyleri gizlemek, saklamak, muhafaza altına almak maksadıyla yapılır.
Ayrıca ört- fiilinin en eski anlamı 'kumaşla bir şeyi örtmek, üzerini kaplamak' imiş. Bundan yola çıkarak dilbilimciler, fiilin dokumak anlamındaki ör- fiilinden geldiğini söylüyorlar. Anlam ilişkisini somutlaştırması açısından bir örnek vereyim. Koyunculukta gece yaylımına 'örüm' deniliyor. Bu kelime de ör- kökünden geliyor. Bu kök fiildeki gizleme ve örtme anlamı açığa çıkarak, gece karanlığının doğal örtüsü, gizliliği ve koruması altında sürünün otlatılması örüm olarak ifade edilmiş.
Şu durumda Anıtkaya'da bilinen kara örtmenin hem işlevsel, hem anlamsal hem de köken olarak ak yaşmakla birebir aynı şeyleri ifade ettiği söylenebilir. Yeri gelmişken kara örtmeye yakın ve benzer bir söz daha var Eğret ağzında; kara örtü... Kara örtü; çanak olmayan çatı, düz dambeş anlamında kullanılıyor. Esasen örtü çoğu ağızlarda çatı anlamında yaygın. Çünkü çatılar binanın üzerini örtüp kaplayarak onu koruma altına alırlar. Aynı vazifeyi dambeş de yapar. Kara örtüler nasıl altındaki binayı koruyorsa, kara örtme de kadını öylece muhafaza altına alır.
Örtme 1x1,5 metre ebadında kesilmiş siyah kumaştan ibarettir. Renginden dolayı kara örtme demişler, aslında kara ifadesi de pek kullanılmaz, kısaca örtme der geçerler. Genellikle kara örtmelerin rengi, işgal günlerinin travma etkisine bağlanır. Ak yaşmaktan kara örtmeye geçişe kesin bir tarih biçilememesinin sebebi de bu olabilir. İhtimaldir ki kurtuluştan sonra hep örtme, yani kara yaşmakla yaşmaklandı Eğret kadınları. Yaşmağın adı örtme oldu, yaşmak kelimesini de yukarıda bahsettiğim ihtiyarların günlük başörtüsüne indirgediler.
Kara örtme deyince yanlış anlaşılmaya meydan vermemek için bu hususu biraz açmak gerekecek. Yaygın olan ve en çok kullanılan kara örtmeydi; ama örtünenin yaşı, ekonomik ve sosyal durumu ve zevkine göre değişik renk ve cinste örtmeler de kullanılıyordu.
Kara örtmeyi genellikle genç kız ve gelinler, bazı bazı da orta yaşlılar tercih eder. Satırenç (satranç) denilen kahverengi sarı ağırlıklı çizgilerle bezenmiş ekose kumaş örtmeleri ise yaşlılar örtünür. Yine yaşlıların tercih ettiği siyah beyaz damalı örtmeler de vardır, ama bunlar hep azınlıktadır. Atkı adı verilen yünlü dokuma kışlık örtmeler ise yeni gelinlere mahsustur. En çok tercih edilen kahverengi atkılardır, grinin tonlarını taşıyan atkılar da görülür.
Her çeşidiyle örtme, Anıtkaya'da neredeyse tarih oldu. Gerçi yalnız burnu ve gözleri görünecek biçimde örtündüğü örtmenin uçlarını dişleri arasında sıkıştırıp, iki yana salladığı kollarıyla ağır yük taşıyan kadınları hatırladım, o haliyle oğlu yaşında erkeğin önünden geçmemek için durup beklerdi. Bu vakarlı hayanın sebebi başındaki örtme miydi acaba...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder