Buna karşın Türkmen ve Yörük kelimeleri biliniyordu. Sürekli yürüyüp yer değiştirdiği, en azından yazları yaylada kışları kışlada geçirdiği için göçebe Türkmenlere Yörük deniliyor. Malazgirt sonrası Orta Asya'dan gelişler hep Yörüklere dairdir. Anadolu'ya girdikten bir süre sonra yerleşik hayata geçerek ziraat ve zenaatla uğraşmaya başlayan, böylece yörüklüğünü kaybeden Türkmenlere Manav denilmiş. Bu görüşe göre yürüyüp göçen Türkmen Yörük, yerleşerek duran Türkmen de Manav oluyor ve bu kelimeler Yörük-Manav ayrımı için birbirinin zıddı olarak kullanılıyorlar. Bizim köydeki Macur-Manav ayrımına kıyasla, Anadolu'nun bir çok yerinde Yörük-Manav ayrımına yönelik kullanım daha yaygın...
Macur (muhacir) ve Yörük (yörüyük) kelimelerinin köken ve anlamında problem yok. Halkın kullanımı da bu anlamlarıyla mutabık bulunduğundan, zihnen lafızdan manaya ulaşma zorluğu çekilmiyor. Fakat yukarıda belirtilen hangi anlamında kullanılıyor olursa olsun, manav kelimesinde böyle bir bağdaştırma sağlanamıyor. Bu kelime ya Türkçe değil, ya da Batı Türkçesinde (Oğuzca) yeri yok.
Manavın kökeni hakkında da iki görüş var. Bunlardan birincisine göre kelime Türkçe'dir; Doğu Türkçesinin Kırgız, Kazak ve Yakut şivelerindeki 'manap' ve 'manag' kelimelerinden geliyor. Soylu kişi, bey anlamlarına gelen bu kelime Batı Türkçesinde 'manav'a dönüşmüştür. İkinci görüşe göre bu kelimenin kökü Rumca'dır. 'Çok eskiden beri aynı yerde bulunan' manasındaki 'manavis' kelimesi Türkçe'ye manav olarak yerleşmiştir.
Manavların kimliği konusu da bilimsel olarak çalışılmış değil. Açık kaynaklardaki bilgilendirme ve tartışmalara göz attım, bu konuda da üç temel görüş ortaya konuluyor. Manav isminin anlamı ve kökenine yönelik ayrıma göre şekillenmiş bu görüşleri inceleyelim.
I. YERLEŞİK HAYATA GEÇEN TÜRKMENLER
Türkmenlerin göçebe hayatı yaşayanına Yörük, yerleşik hayata geçenine manav denir. Selçuklular Anadolu'ya gelen Yörüklerin bazı stratejik noktalara yerleşerek köyler oluşturmasını teşvik etti. Böylece ziraatla uğraşmanın yanında hayvancılıklarını da sürdürecekler, ayrıca geçerli ve gerekli bazı zenaatlarla uğraşıp bu toprakların yurtlaşmasında çok önemli işlev görecek hale geldiler.
Yörüklükten Manavlığa geçiş süreci bir kaç asır devam etti. Osmanlı'nın kuruluş ve devletleşme aşamasında Manavlaşan Türkmenlerin çok yararlılıklar gösterdiği belirtiliyor. Beyliğin kurulduğu Söğüt merkezi ve yakın çevresinde Manavların yoğun olarak bulunması böyle açıklanıyor. Sonra aynı merkez dairesinden dalga dalga Marmara, Batı Karadeniz ve İç Ege'ye kadar dağılıp Manav köyleri oluşturmuşlar.
Bu anlamda Yörüklerin Manavlaşması 20. yüzyıla kadar devam etmiş. Eğret örneğinde düşünürsek, burada ilk Manavlaşan Yörükler Kervansarayla paralel bir zamana tarihlenir. Bu da Osmanlı öncesi demektir. Sonra peyderpey buraya yerleşen Yörükler, Eğret Manavlarına eklemlenmişler. Misal 1572 tarihli Tahrire göre 76 neferli Eğret'e 13 kişilik Türkmen ekleniyor, bu rakamları hane olarak düşünmeliyiz. Asırlar boyunca Türkmen/Yörük trafiği hiç eksik olmamış, yerleşip manavlaşma olayları az çok mutlaka bulunmuş. 19. yüzyıla geldiğimizde Van, Aydın, Antalya ve özellikle Emirdağ'dan çok sayıda Yörük Eğret'te manavlaşmıştır.
Yerleşik hayatla birlikte kendiliğinden oluşan kentli kültürle devletleşme daha kolay olmalıdır. Bu süreçte özellikle zenaat erbabının eğitim ve teşkilatlanmasında ahiliğin büyük etken olduğu da belirtiliyor. Ahi etkisinin Eğret halkı üzerinde nasıl tecelli ettiğine dair Dr. Selami Kurt'un araştırması(1) dikkate değer. Türkmenler hayatına Yörük olarak devam etse, Manav yerleşimleri oluşturmasa bütün bunlar gerçekleşmeyebilirdi.
Yerleşik hayata geçen Yörüğe Manav denildiği görüşünü savunanlar için tek açmaz Manav isimlendirmesidir. Gerçekten de yukarıda söylenenlerin tamamı mantıklı, ama dilde bulunmayan bir sözcükle isimlendirmenin açıklaması yok.
II. İSLAMLAŞAN RUMLAR VE DİĞER KADİM ANADOLU HALKLARI
Manavlar, Anadolu'ya Orta Asya'dan gelip burada yerleşik hayata geçen Türkmenler değildir. Binlerce yıl burada yaşamış olan Hititler, Frigler, Lidyalılar gibi kadim halklardan geriye kalanlar ve Rumlar, Ermeniler gibi diğer toplulukların Müslümanlığı seçenleridir.
Özellikle Selçuklu'nun batıya yayıldığı dönemde Hıristiyan topluluklar Türklerin adaletine sığınarak İslamı seçmiş ve köy köy toptan ihtida etmişlerdir. Bazı köyler ise Müslüman olmuşlar. Bu yeni Müslüman köy halkını Türkler Manav diye adlandırmış. Bu kelime Rumca 'manavis'in Türkler'ce telaffuzundan başka bir şey değildir. Anlamı da uzun zamandır buranın yerlisi olan demek...
Müslüman olmuş eski Anadolu kavimlerine Manav denildiğine inananların tezleri bazı sorulara cevap teşkil edebilir. Bunların en önemlisi, bu toplulukların akıbetleri hususundaki belirsizliği açıklığa kavuşturmasıdır. Nereye gitti bunlar, buharlaşmadılar ya... Müslüman olup Manav adıyla Türklerin içinde eridiler, gayet mantıklı bir cevap gibi duruyor. O zaman yerleşim olarak neden Eğret'in seçildiği sorusu da cevabını bulur; Mumaklık, Maldepesi, Bayramgucağı, Söğütcük, Çatalüyük, Hanyeri, Mandıra gibi antik yerleşimlerin sırrı da çözülmüş olur. Manavlar zaten buranın eski sahipleri olarak, köylerinde yaşamaya devam ettiler...
Yalnız burada minik ama çok önemli sorun var. Din değiştiren, başka kültür ve medeniyet atmosferine giren toplulukların örneği çoktur. En güzel misal Türkler... Çoğunluk İslam'ı seçmiş, ama Budist, Hıristiyan ve Musevi olan boylar, topluluklar da var... Hiç biri Türkçe'den vazgeçmemiş... Şimdi bir 'Manav' kelimesinden yola çıkarak Manavların Müslüman Rum olduğu iddiası zayıf kalıyor. Rum olsun başka bir millet olsun, din değiştirir ama dilini değiştiremez. Bu, sosyolojiye aykırıdır. Manavlar Türkçe konuştuğuna göre şu görüşü de elemek gerekir.
Bununla beraber eski Anadolu kavimleri kalıntılarının Müslüman veya Hıristiyan olarak Türk, Rum, Ermeni milletleri içinde eridiği fikri elbette kabul edilebilir bir tezdir.
III. AVRUPA ÜZERİNDEN GETİRİLEN KIPÇAK-KUMAN TÜRKLERİ
Müslüman Türkler doğudan akın akın Anadolu'ya girmeden önce burada Türkçe konuşan topluluklar zaten vardı. Bunlar Bizans'ın Müslüman akınlarına karşı kullanmak üzere Avrupa-Balkanlar'dan getirdiği Peçenek, Uz, Kıpçak ve Kuman Türkleriydi. Malazgirt savaşında saf değiştirip Selçuklu tarafına geçen Peçenek savaşçılar bu cümledendir. 1071'den itibaren durmayan Türk akınlarından sonra bu toplulukların bir kısmı tekrar Balkanlar'a dönse de büyük bir kısmı İstanbul ve başka yerlere iskan edildi. Muharrem Öçalan'ın(2) bu görüşüne göre Anadolu'ya ilk giren bu Türkler sonradan Manav diye adlandırılacaktır.
Arkeolog ve tarihçi Adil Yılmaz'a göre ise Manavlar Anadolu'ya 13. yüzyılda giren Kıpçak (Kuman) Türkleridir. İznik İmparatorluğu tarafından doğu sınırına güvenlik gerekçesiyle yerleştirildiler. Buna göre İznik İmparatoru İstanbul’u Haçlılardan almak amacıyla değişik ittifaklar kurarken, doğudan gelebilecek Selçuklu, Türkmen ve Moğol saldırılarına karşı Kıpçak-Kumanların yerleştirildiği bölgeyi tampon olarak kullanmak istemişti. Bugünkü Manavlar bu Kıpçak-Kuman yerleşimcilerin torunlarıdır.
Her iki görüşe göre de Osmanlı Beyliği kurulmadan önce bölgede Kıpçak-Kuman ağırlıklı Türk nüfus bulunuyordu. Yerleşme aşamasında ve daha sonraları Müslüman olduğu düşünülen bu Türklerin iskan edildiği coğrafya İznik İmparatorluğunun kuzey ve doğu sınırları ağırlıklı idi. İmparatorluk 1261 yılında yıkıldığında Kıpçak yerleşimi tamamlanmıştı ve Eğret köyünün bulunduğu saha tam da bu iskan bölgesinde bulunuyor. Ayrıca Türkiye'deki güncel Manav nüfusu gösteren harita ile İznik İmparatorluğundaki Kıpçak-Kuman yerleşim alanları birbiriyle örtüşüyor.
Manavların, Balkanlar üzerinden kuzeyden getirilen Peçenek-Uz veya Kıpçak-Kuman Türklerinin torunları olduğunu esas alan bu görüşün kabul edilebilirliğine katkı sunan en önemli husus, etimolojik olarak manav kelimesini Kuzey Türkçesine bağlayabiliyor oluşudur.
Buraya kadar Manavlarla ilgili özetlediğimiz üç genelgeçer görüşten II numaralı olanını eliyorum. Manavların kökeninin Rum olduğu esasına dayanan bu görüşün mantıki temeli bulunmuyor. Yalnız büsbütün yanlış demek ucuz toptancı bir yaklaşım olur; manav kelimesinin kökeni ve yerli Anadolu halkının Müslüman olarak Türkler arasında eridiği gibi yan görüşler akla ve tarihe aykırı değil.
I. ve III. başlıklarda ele aldığımız görüşlerin bana daha mantıklı ve sıcak geldiğini söylemeliyim. Belki ikisinin karması ortalama bir görüş, Manavları ve Manav kültürünü anlamamıza yardımcı olabilir. Misal, "Osmanlı’nın kuruluşunun görünmeyen mimarlarından yerleşik Oğuzlar (Manav Türkleri), Anadolu’ya yerleşerek göçebeliği terk etmiş Oğuz Türklerini tanımlayan tarihî bir kimliktir. Marmara ve Batı Anadolu’da özellikle Bilecik, Sakarya, Bursa ve Kocaeli hattında köyler kurarak kalıcı yerleşimi sağlayan bu topluluklar tarım, zanaat ve üretim faaliyetleriyle uç bölgelerde Türk varlığını daim kılmış, fetihlerin arkasındaki ekonomik ve sosyal sürekliliği temin etmiştir... Manavlar, Ahî teşkilatıyla bütünleşmiş, şehirleşmenin ve devletleşmenin toplumsal zeminini oluşturmuştur. Bu yönüyle Manav Türkleri, yalnızca Anadolu’nun ilk yerleşik Oğuz kavmi unsurlarından biri değil aynı zamanda gazilerin açtığı yolu üretimle kalıcı hâle getiren asli toplumsal güç olarak Osmanlı’nın kuruluş sosyolojisinde belirleyici bir rol oynamıştır." (3)
"Manavlar Oğuz/Türkmendir" tarafına meyyal yukarıdaki görüşe karşın, aynı ortalama görüşe misal olması, bununla beraber onların kökenini daha geniş tutması açısından Bilal Selim Filiz(4) beyin düşüncesini gösterebiliriz. Yukarıda Türkiye Manavları Haritasını da alıntıladığım Hocaya göre "Yörükten Manav olan elbette çok, fakat tamamı için böyle bir tanım yapılamaz. Manavların kökenini birçok şekilde ele alıp tanımlayabiliriz."
Eğret köyü özelinde Manavlar hakkında bazı değerlendirmelerle konuyu bağlayacağız. Evvela günümüzdeki Manav yerleşimlerini belirleyelim. Hemen bütün kaynaklarda en yoğun Manav nüfusa sahip iller Sakarya, Kocaeli, Balıkesir, Eskişehir ve Bilecik olarak gösteriliyor. Bu bölge kadar olmasa da ikinci dereceden Manav yoğunluğunun bulunduğu iller ise Çanakkale, Bursa, İstanbul, Afyonkarahisar, Uşak, Kütahya, Bolu, Düzce... Ayrıca Tekirdağ, Manisa, İzmir, Antalya-Manavgat, Konya, Ankara-Nallıhan, Kastamonu, Mersin, Isparta, Diyarbakır-Çermik ve Çüngüş ilçeleri de Manavların yerleştiği yerlerden olarak sayılıyor...
Bütün bu Manav varlığı içinde Eğret köyünün durumuna gelince; bu konuda en ilginç değerlendirme şu olabilir: "Afyonkarahisar’da Kıpçak yerleşimlerine dair izler özellikle Sinanpaşa ilçesinde ve bu ilçenin çevresinde belirli bir hatta yoğunlaşmaktadır. Bu yerleşimler Erenler (Kumartaş) köyünden başlayarak Anıtkaya (Eğret), Akdeğirmen (Kumarı), Tokuşlar, Tazlar, Nuh ve Kılıçarslan köylerinden oluşan ortak bir bölgede yer almakta ve Kütahya, Altıntaş’a doğru devam etmektedir." (5)
Manav nüfusun en yoğun bulunduğu illere dair ağız incelemeleri var. Bunlardan bazıları ile Eğret ağız özellikleri benzerlik gösteriyor, onlara dikkat çekmek istiyorum.
"Meram añnamamak" deyimi 'laftan sözden anlamamak, dur durak bilmemek, söz dinlememek' gibi anlamlara geliyormuş; bu deyim aynı anlam ve biçimde Anıtkaya (Eğret)te hala kullanılıyor. "Allahekber demek" ezan yakın anlamında; "Halibram berkatı"; kazak, fanila örgüsünde nakış anlamında "örnek"; "yine" yerine "gine"; azarlamak anlamında "çekişmek"; ıvır zıvır, şu bu anlamında "öteberi"; gerçek mi, anlamında "sâyiden mi"; anne karnında bebeği göbeğinden anneye bağlayan kordon anlamında "soñ" gibi daha bir çok ortak kelime ve deyim var.
Ayrıca halk ağzında kurallaşmış bazı özellikler de dikkat çekicidir. Çoğul eki -ler'deki r düşmesiyle oluşan özel söyleyiş (geçenlerde-geçennêde); kelime içinde yine r düşmesi (severken-sevêken); -ken ekindeki sesli uyumları (okurken-okurkan); kelime başında sedalılaşma ve sonda r düşmesi (takıver-dakıve); r ile başlayan kelimelerin söylenişi (Rahime-İraime, rezil-irezil); kelime başındaki k'nın g'ye dönüşmesi (koca-goca, kalın-galın, kazık-gazık, kapı-gapı) örnekleri bu kurallardan sadece bir kaçı...
Bunların dışında geniz sesi nazal ñ ünsüzünün yaygın kullanımı da zikredilmelidir. Çünkü Anadolu'da ekseri ağızlarda görülen bu ünsüzün Eğret'teki söylenişiyle Manav ağızlarındaki hali birbirine çok yakın. İstanbul Türkçesi'nde de çok kullanılan ñ, kulağı yormayan, kabalaşmayan, nezih bir tonlamayla söylenirmiş. İşte birbirine benzeyen ñ kullanımının İstanbul ağzına çok yakın olduğunu özellikle belirtelim. Bu özelliği Kıpçak etkisi olarak açıklayanlar da var...
Kıpçak etkisi konusundaki bir yanılgımı yazmanın yeri geldi. Eğret adını araştırdığımız dönemde pek bir malzeme bulamayıp nihayet "iğreti" kelimesiyle ilişkilendirip bırakmıştık. Zira köyün oluşumuyla ilgili anlatılagelen geçici yerleşim hikayesiyle de örtüşüyordu bu anlam. Bir arkadaş (Mehmet Ali Seçen) Eğret'in Kıpçaklarda bir boy adı olduğunu söyledi. İddiasına kaynak olarak, yukarıda alıntı da yaptığım, Cihad Cihan'ın makalesini göstermesine rağmen, nedense ikna olmamıştım. Şimdi bunun, bütün Eğret hikayesini yeniden elden geçirtebilecek güçte bir bilgi olduğunu düşünüyorum. "Eyret, Kimek-Kıpçak federasyonu içinde bir boy"(6) diye not edilmiş.
"Anadolu'da Eğret Köyleri" başlıklı bir yazıda, bizim köy dışında Eğret adını taşıyan başka köyleri, tespit edebildiğimiz kadarıyla sıralamıştık. Erzurum'daki Egerti/Egreti köyünden başka daha yakınlarımızda Konya, Manisa, Bilecik ve İzmit'te bu adı taşyan köyler var. İlginçtir, Erzurum dışındakilerin dördünün tarihinde az çok geçici yerleşim ve başka bir yere nakil hikayesine rastlanıyor. Tıpkı bizim Eğret'imizde olduğu gibi. Kelimenin anlamını "iğreti" ile ilişkilendirmemizi kolaylaştırmıştı bu benzerlik. Şimdi ortaya çıkan başka bir benzerlik daha var; beş Eğret'in bağlı olduğu illerin tamamı (Afyon, Bilecik, Kocaeli, Konya, Manisa) Manav yerleşiminde birinci ve ikinci derece yoğunlukta yerlerden... Bunu Eğret'in bir Kıpçak boyu olduğu bilgisiyle birleştirelim... Malesef Türkçe olmadığı gerekçesiyle beş Eğret'in adı da değiştirilmiş...
Başa dönersek, kelimenin Eğret'te Manav-Macur ayrımında kullanıldığını, bu sebeple geçmişinin de ancak Macur köylerinin kurulduğu 19. yüzyıl sonlarına kadar çekilebileceğini söylemiştik. İlk defa Manav diye lakaplanan Hacımahmutların 1860 doğumlu Ahmet'in delikanlılığı tam da çevreye Macur köylerinin kurulduğu döneme rastlar. Bu dönemde Eğret'te ondan başka çok Ahmet vardır. Eğret'in yerlisi olanı da var, Şehirlisi de; Kafkas muhaciri de var, Türkmen-Yörük olanı da... Zannediyorum ayırtedebilmek için Türkmen Ahmet, Yörük Ahmet, Macur Ahmet, Çerkez Ahmet, Türkmen Ahmet benzeri lakaplama yoluna gittiler. Hacımahmutların Ahmet'e de böylece Manav dediler. Şimdiki Manavlar sülalesi böylece oluştu.
Bulgaristan ve Romanya'da Anadolu'dan gelen Müslüman-Türk tüccarlara manaf/manav denildiğine dair bilgi de çok değerlidir. Bütün bunlar, en azından bizim bölgede, manav sözünün 19. yüzyıl sonlarındaki macur köylerinin oluşum dönemini gösteriyor. Yeni veya geri geldikleri Anadolu'daki halka manav dediler. Bunun sebebi kelimenin Rumca yerli halk, Kuzey Türkçesindeki bey, bey soyu anlamları veya Balkanlar'da işittikleri Anadolu'dan gelenlere manav yakıştırması yapılması olabilir.
Macurların bizim köylülere manav diye hitapları 20. yüzyılda da devam etmiş. Babamdan dinlemiştim; Hoca Dedemin Cumalı ve Susuzosmaniye'de imamlık yaptığı yıllarda babamın yaşı küçükmüş. Sık sık Eğret'ten kaçıp Dedemin yanına gidermiş. Macurların kendisine 'Manav Yavrısı' diye takıldıklarını söylemişti. Bir de Cumalılı Kopuk Selim'in Çilmahmut'un odada yaşadıklarına dair söyledikleri var: "Bilmem nettimin Manavları! Öyle bi namaz kılıyolar, bitmek bilmiyo..." Son olarak Kölgecinin Halil İbrahim Ağanın şahit olduğu bir olayı zikredelim. Yeniceli asker arkadaşıyla muhabbet ederlerken bizim köyden birisi misafiri "Çerkez" diye iğnelemiş. Adam galiba biraz kızmış ve "E, ben Çerkezsem sen de Manavsın!" karşılığını vermiş.
Bunun gibi örneklerden manav kelimesinin bizim buralara Macurlarca getirildiği sonucuna ulaşabiliriz. Belki çok önceden de vardı da unutulmuştu, o kadarını bilemeyiz. Yalnız bize Macurlardan başka Yörüklerin de "Manav" dediğini ıskalamamalıyız. Tabi önceden böyle dediklerine dair bir şey yok, büyük ihtimal Macurlarla sosyal ilişkiler arttıkça toplum geneline yayıldı bu tabir...
Şu hususu da unutmamalıyız; karşılıklı olarak birbirine Manav-Yörük-Macur söylenişlerinde gizli açık bir tariz, aşağılama, kendini ondan üstün görme anlamı bulunuyor. Yörükler, Macur ve Manavlara "En Türk biziz!"; Manavlar, Yörük ve Macurlara "Anadolu'ya önce biz geldik, buraların asıl sahibiyiz!"; Macurlar da Yörük ve Manavlara "İlkelsiniz, size medeniyet getirdik!" der gibiler. Bu durum sadece buralarda değil, en yoğun Manav bölgelerinde bile böyleymiş. Neyi üleşemiyorsak...
Bizim köy açısından garip olan şu ki, herkes bize Manav diyor; ama biz bunun farkında değiliz. Bilal Selim bey "Afyon, Kütahya Manavları Manav olduklarını bilmezler" demekle haklı galiba...
Netice olarak bende bir fikir oluştu, ama yine de sorulasıdır: Eğret'i Türkmen Yörükler mi kurdu, Manavlar mı? Ya da şu soru: Manavlar Türkmen mi, Kıpçak mı?
(1) Dr. Selami Kurt, "Osmanlı Vakıflarının Kırsal Kesimdeki Sosyo-Kültürel ve İktisadi Hayata Etkisi: Hacı İbrahim Zaviyesi Örneği"
(2) Muharrem Öçalan, Sakarya Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi
(3) Prof. Dr. Selma Yel, Gazi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi
(4) Bilal Selim Filiz, Dokuz Eylül Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi
(5) Doç. Dr. Cihad Cihan, "Afyonkarahisar'da Kıpçak/Kuman Yerleşimlerine Dair Bazı Tespitler", VIII. Uluslararası Afyonkarahisar Araştırmaları Sempozyumu Bildiri Kitabı, Afyonkarahisar Belediyesi Yayını, 2019, s.1160.
(6) Doç. Dr. Cihad Cihan, a.g.e. s.1163
Yazıyı okuduktan sonra manavlar Türkmen mi Kıpçak mı sorusunun cevabı olarak ben Kıpçak olarak verebilirim 😊
YanıtlaSil