Yazının konusu Bağlar değil, Bağlar mevkii ile Gaymaktekkesi arasında kalan Gabarçukuru bölgesidir. Çevresini tanıtmak amacıyla bu kadar ayrıntıya girdik. Güdükmehmet'in fidanlık solundan kıvrılarak Kelsüleyman'ın bahçe yanından ilerleyen, ayrıca petrolun hemen ardından dosdoğru batıya uzanan iki añyol Gabarçukuru'na çıkar.
Bu iki añyolun ikisi de dediğim yerleri geçtikten sonra taze vişne fidanları arasında ilerlerdi. Ne zaman? 1970'lerde... En azından benim hatırlayabildiğim en eski dönem budur. Taze dediğim fidanlar yine on yaşında varlarmıştır. Bu mevki boydan boya yeşil boyalı L profil demirlerden telgazığı yapılmış, bu sağlam demirlerin tabanı betonla iyice berkitilmiş ve aralarına dört sıra dikenli tel çekilmiş halde muntazam koruma altındaydı. Sadece belirli bahçeler değil, bölgenin tamamı korunmuş büyük bir fidanlıktı. Zaten Gabarçukuru'nda tarlası olan oraya fidanlık derdi. Fidanlıklar arasındaki añlar yine duruyordu, ama yol kenarından başlayarak bütün fidanlıklar içine alınacak biçimde Gabarçukuru mevki telle çevrilmişti. Köylü bu büyük organizasyonu kendi kendine yapamayacağına göre bu işte Devlet eli aranmalı. Aynen öyle olmuş, 1960'lar sonunda Ziraat Gabarçukuru'na fidan atılmasını sağlamış.
Kelsüleyman'ın fidanlar daha büyük görünüyordu ve onun bahçe bu büyük telörgü korumasının dışında tutulmuştu. Demek ki herkesten önce bahçesine fidan atan Kelsüleyman'dır. Belki de diğerleri onu görerek bu işe giriştiler. Başka bahçelerde tadımlık vişne toplanırken onun bahçe panayır yeri gibiydi. Kasa başına vişne toplar, akşamında dükkanından ücreti almaya giderdik. Pek lezzetli zamanlardı...
Yiyen epeyce bir zaman Gabarçukuru fidanlıklarından ekmek yedi. Beceremeyenler fidanları söktü, telleri kesti, korumayı kaldırdı. Dediklerine göre vişnenin ömrü yirmi yıl filanmış, belki çoğu o kadar beklemeden fidanlığını tekrar tarlaya dönüştürdü. 1990'larda Gabarçukuru proje fidanlığı bitmiş, orada burada tek tük yeni dikilmiş ağaçlar görünür olmuştu. Bugün o kadarı bile yok. Fakat gariptir, oraların fidanlık olmadan önce üzüm bağlarıyla dolu olduğunu söylemiştim ya, geçen yıl bir añda asma kütüğünün yeşermiş dallarını görmüştüm.
Şimdi tam yerini gösteremem, ama dip Gabarçukuru'nda bir yerlerde bizim de fidanlığımız vardı. Aklım erdiği zamanlarda kadınlar çapalarken ben de sağda solda arapdaşşağı filan toplardım. O dönemde Gabarçukuru adı üzerinde fazla düşünmedim. Bizim sülalenin ayakları yazın su toplar. Buna gabarma, tabanda oluşan sulu şişkinliğe de gabarcık derler ve her yaz günümüz bu kelimelerle içli dışlı geçer. Ben de o yaşta Gabarçukuru ile ancak bu kelimeleri ilişkilendirebiliyordum. Anlam bağlantısı yok, ama küçük zihnim bu kadarına yetiyordu. Yarım asır sonra bugün hala Gabarçukuru'nun anlamını tam çözebilmiş değiliz. Yine de bu mevkinin adı üzerinde elden geldiği kadarıyla duralım...
Çukur tamam da gabar ne ola ki? Gabarcıkla alakası olmadığı artık kesinleşti. Denizli yöresinde bilinen, türkülere bile geçmiş gabardıç ile de alakası yok gibi; çünkü büyük ağaç anlamına gelen gaba ardıç sözüymüş, bizim buralarda ardıç olmadığına göre...
Yahudileşmiş Hazarların bir boyuna Kabar/Kabarlar deniliyormuş., ancak Kabarlar Macarlara katılmış. Bu sebeple Kabar/Gabar değişimini düşünerek bu boyu Eğret'e getirip Gabarçukuru'na yerleştirmek de pek desteksiz olacak.
Gabar dağının anlamına yönelik araştırmalarda gabar kelimesi köken olarak Arapça cebbara dayandırılıyor. Bu kelimenin Türkçeye böyle geçtiğini düşünüyorlar. Hatta hem Arap hem Latin alfabesinde C/G harflerindeki benzerliğe dikkat çekilerek aralarındaki değişime örnek olarak deve anlamına gelen cemel/gemel kelimesini gösteriyorlar. Gabar dağının adındaki kelimenin Arapöa Cebbar ile aynı olduğunu ispat ettikten sonra anlam ilişkisine yöneliyor ve bu dağın büyüklüğüne, cesametine, yüceliğine işaret ettiğini söylüyorlar. Çünkü Arapça Cebbar/Gebbar kelimesi bir insana ad olduğunda yiğit, pehlivan, kimsenin kendisine zarar veremediği kişi anlamına gelirken; insan dışındaki varlıklar için kullanıldığında, ulu, pek yüce, görkemli anlamına geliyormuş. Şu durumda Gabar dağı denildiğinde kocadağ, yücedağ, uludağ gibi anlaşılmalıymış.
Bizim köyde bu kelime (Cebbar/Cabbar) kişi ismi olarak kullanılmaz. (Lakap olan Çapar kelimesi bedensel irilikle değil saç, kaş, kiprik rengiyle ilgilidir.) İnsan dışındaki varlıkları tanımlamada da gabar kelimesi görülmez. Aynı anlama gelen "goca" kelimesine ise çok rastlanır. Gocadere, Gocayarık, Gocagedik şimdi aklıma gelen örnekler. Yine büyük anlamında gelen ulu kelimesine ise sadece Uluyol kullanımında rastlanır. Görüldüğü üzere örnekler hep mevki adlarına dair. Acaba diyorum, istisnai Uluyol örneğinde olduğu gibi gabar kelimesi sadece Gabarçukuru'nda kullanılmış olabilir mi?
Goca çukur, büyük çukur, geniş çukur manasında gabar çukur dediler de, bu söz böylece kalıplaşıp kaldı mı? Önceleri Gabarçukur deseler bile, bu söz günümüze neden sonuna bir ek takıp getirdi ve Gabarçukuru oldu? Bir u harfi fazlalığı güzelim teoriyi berbat etti.
Peki Divan edebiyatında çok kullanılan ve toz toprak anlamına gelen 'gubar' kelimesiyle ilgili olabilir mi? Özellikle toprak manası sebebiyle bir tarım arazisi pekala gubar kelimesiyle bağdaştırılabilir. Ayrıyeten gubar/gabar değişimi de izah edilebilir. Hele hele gubar kelimesinin toz haline getirilmiş esrar manası da varken, eskiden köyün her yerinde kendir ekimi çok yaygınken, buralara, yani şimdiki Gabarçukuru mevkiine özellikle kendir ekilmiş olabileceğini neden düşünmeyelim?
Sayılan gerekçelerden birine uygun olarak bu bölgeye Gabarçukuru denilmiş olabilir. Lakin öncelikle mevkide bu adlandırmaya layık bir çukur bulunup bulunmadığını anlamalıyız.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder