2 Ekim 2026
Eğretiköy yazılarını bitirdim diye düşünüyordum, yanılmışım. Taslak listesini kontrol edince fark ettim ki, başlığı atılıp içerik planlaması yapılmış, yani yazılmaya hazır 30 kadar konu bekliyor. Belki bunların bir kısmını iptal ederek listeyi azaltabiliriz, ama okurken veya biriyle konuşurken o anda aklıma geliveren hususlar oluyor, onları da yazılacaklar listesine not ediyorum. Şu halde Eğretiköy projesi hiç bitmeyecekmiş gibi duruyor. Bununla beraber köyümüz hakkındaki yazıların eskisi gibi yoğun olmayacağını söyleyebiliriz.
Listenin en üstünde bulunan, yani en son planlanan taslak yazıya el atıp aradan çıkarmaya karar verdim. Deretepe kategorisindeki Balaban yazısı böylece bitti. Eğret’e dair yazıların yavaşlaması galiba bende hasıl olan isteksizliğe bağlı. Neden böyle oldu bilmiyorum, ama iş uzadığı için bıkkınlık normal kabul edilmelidir. İlk zamanlarda, dört beş yıl önce günde birkaç yazı çıkardığım olurdu. Şimdi ise o konuya bir türlü elim varmıyor. Baksana, taslakları bile koyduğum köşede unutmuşum.
Oysa yeni başladığım Kendime Mektuplar kategorisine yazmak için sabırsızlanıyorum. Tıpkı 2020-21 dönemindeki Eğretiköy yazılarında olduğu gibi…
Şu anda Belçika ile milli maç var, bir yandan onu seyrederken diğer yandan klavyeye eğiliyorum. Maç mı yazıyorum, yazı mı izliyorum belli değil…
Bu tabir bana 1990 yazını hatırlattı. Mesleğin ilk yıllarında Ordu’da usta kimyacı Kamil Abi ile kalıyoruz. Dünya kupası maçlarını izlemek en büyük zevklerimizdendi. Fakat çok olunca insan maç seçiyor, hepsine aynı ilgiyi göstermek zor… Bazı maçlarda kendimi daha önemli bulduğum okumaya odaklıyorum. O zamanlar yazıyla filan işim yok, ama ne bulursam okuyorum.
Yeni Düşünce gazetesi vardı, haftalık çıkardı. Haberleri, dosyaları, dizi yazıları ve köşeleriyle dolu dolu bir yayındı. Onu okumak bir haftamızı alırdı. İşte odaklanamadığım maçlarda mutlaka elime Yeni Düşünce’yi alırdım. Öyle bir maç biterken Kamil Abi “Ne maç okudun be İbrahim!” diye gürlemişti.
Ne kadar milli de olsa, belki son olaylar sebebiyle, şu maç çok yavan geliyor. Bu yüzden milli takım Belçika karşısında tutunmaya çalışırken ben de bunları yazıyorum. Yazı mı izliyorum, maç mı yazıyorum orası tartışılır…
------0------
İnsan kendine elbette mektup yazmaz. Bir haberleşme aracı olarak mektup, başkalarıyla iletişim kurmak için bulunmuş bir yoldur. Gerçi nice zamandır kullanımdan düştü, ama bu tarzda yazmaya engel yok.
Mahmut Makal'ın Bizim Köy adlı kitabını okuyorum. Yarısına geldim sayılır. Biraz önce okuduğum başlıkta yazar bu yazıların Varlık dergisinde yayınlanması üzerine aldığı tepkileri tekrar yazı haline getirmiş. Çok eğlenceli bir bölüm.
İşte o sırada aklıma geldi bu tarzda yazılar yazmak. Eğretiköy yazılarının hikayesi gibi olacak Kendime Mektuplar. Nerelere kadar uzanır bilmem, ama başlangıçta çekirdek muhteva veya niyet böyle...
Bu başlığa ilham olan Bizim Köy kitabı hakkında bilgilendireyim. Köy öğretmeni olarak atanan Mahmut Makal, görev yaptığı köyde ve kendi doğduğu köyde yaşadıklarını harmanlayarak bazı yazılar yazar ve bunları Varlık dergisine gönderir. Heyetçe beğenilen yazılar dergide yayınlandıktan sonra kitap olarak ilk defa 1948'de basılır. Benim okuduğum 8. baskı ve 1967 tarihli.
Kendime Mektuplar aklıma estiğinde yazılacak ve tek sayfada tek yazı olarak sıralanacak. Her mektupla o sayfa güncellenmiş olacak. Sosyal medyada veya başka kanallar yoluyla duyurma niyetinde değilim, Eğretiköy'de sessizce yerini alacak ve onları sadık 7 (yazıyla yedi) okuyucumdan başka kimse görmeyecek.
Baki selam...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder