Bu bir hastalık, cilt hastalığı. Yüz derisinde, özellikle dudaklarda görülüyor. Belki dudaklar insan derisinin en ince ve hassas türü olduğu içindir, ya da başka sebepleri vardır, bunu tabiplere havale edelim. Yalama dudaklar çatlıyor, deliniyor, üzerinde değişik yaralar açılıyor. Öyle olunca sürekli sızlıyor, bir şey değdiremiyor, yiyip içemiyorsun. Dudaklar birbirine çarpsa bile büyük acı çekiyorsun. Yani yalama dudak yaz boyu sahibine cehennem azabı yaşatıyor.
Günümüzde yalama hastalığına artık pek rastlanmıyor, yani dudaklar yalama olmuyor. Eskiden çok yaygınmış, çoğu kişi bundan muzdaripmiş. Benim çocukluğumda bazılarının dudakları böyle perperişandı, ama dedikleri kadar yaygın değildi. Oysa eski zamanlarda yazın bir çoklarının dudağı yalamaymış. Üstelik bu hastalık bizim köye has değil, yurdun her yanında aynıymış. Konusu 1950 öncesi Türk köyleri olan kitaplarda bu durum bütün açıklığıyla anlatılıyor.
Yıl boyu süren bir hastalık değil yalama, kışın iyileşen dudaklar baharda tekrar haşat oluyor. Bundan da anlaşılıyor ki yalama mevsimseldir. yazın ortaya çıkar. O halde buna birinci sebep sıcak havalar... Aşırı ve kuru sıcağa maruz kalan dudaklar yalama oluyor.
Yalamayı uçuktan ayıran en mühim fark da bu imiş; uçuğun sebebi genellikle psikolojik etkenler iken, yalama iklimsel sebepler, yani aşırı sıcaklara dayanırmış.
Bir de genellikle sarışın, en azından kumral olanlarda yalama daha çok görülürmüş, pek nadir esmer kimselerin yalama olduğunu söylüyorlar. Oysa herkesin dudakları uçuklaması sıradandır, uçuk renk körüdür.
Yine önemli bir fark da şu: Dudak uçuklaması hala devam ediyor, ama artık dudağı yalama olanlara pek rastlayamıyoruz. Eski zamanlarda çok yaygın bu hastalığın ortadan kalkması şaşırtıcıdır. Belki beslenme alışkanlıkları sebebiyle, ya da bağışıklık kazandığımızdan hastalık silindi. Yahut insanlar eskisi gibi kırda çok durmuyorlar, güneşe ve sıcağa maruz kalmıyorlar, en azından kendilerini koruyorlar. Bunların hepsi etkili olabilir, sonuçta eskisi gibi yalama olmuyoruz.
Lafı uzattık, eski zamanlardan kalma bir yalama hikayesi anlatacağım. Geçtiğimiz yaz başında Hacıların Bahattin Azbay emmi ile dağda kekik toplama bahanesiyle bir kaç saat geçirdik. Kendisi zaten hoş sohbet biridir, anlattığını dinletir. Yine de daha çok şey anlatması için elimden geleni yaptım, kışkırtıcı sorular sordum. Özünü bildiğim, ancak ayrıntısına muttali olmadığım bu olayı da sorarak tekrar anlatmasını sağladım.
Bunu anlatırken Paşanın Ömer hep muzip muzip gülermiş. Bana naklederken Bahattin Emmi de gevrek gevrek gülüyordu. Olayı Apak Emmiden doğrulatma imkanım olmadı, lakin niye yalan olsun ki. Ayrıca Apak Emmi Gobakların belki de en sarısı, o dönemde dudakları yalama olması çok normal. Diğer yandan Paşanın Ömer Emmi de bilindiği gibi esmer biriydi. Rahat rahat dalga geçmiş olması muhtemel...
Sonradan aklıma geldi, bu hastalıktan dolayı bizim köyde İdirizlerin Şükrü İdis'e "Yalama Şükrü" lakabı takılmış. Sülalenin özellikle Sarımehmet koluna mensup olanlar (Sarı Ali Osman, Gıdak Ömer, Yalama Şükrü) ten renginden dolayı geçmişte bu hastalıktan çok muzdarip olduklarını tahmin etmek zor değil...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder