23 Eylül 2026

Tenikeciler

    
    Demirciler ana başlığının altına tenikeciler diye alt başlık açarak bu konuya ucundan değinmişiz. O bölümü oradan çekip çıkaracak ve sonra konuyu biraz daha derinleştirerek bağımsız bir başlığa kavuşturacağız.

    Tenikeciler

    Ham maddesi galvaniz (teneke) olduğu için bu meslek erbabını tenikeci diye adlandırmışlar. Tabi tenikeciler de hep demirciler arasından çıkmış. Başlangıçta tenike yoktu, demir levhaya kalay kaplanmasıyla oluştu ve ambalajlamada kullanılmasıyla birlikte tenike kutular ortaya çıktı. İşte tenikeci mesleğinin başlangıcını bu tenike kutulara bağlıyorlar.

Tenikeci İbrahim Ceylan (1904-1979)

    Demirciler ellerine geçen tenike kutuları başka bir şeye dönüştürerek günlük hayatta kullanılmaya devam etmesini sağlamışlar. Böylece tenikecilik doğmuş. 

    Dönüşüm için bir kutuyu açıp tekrar levha haline getirmek gerek, tabi bu ancak kesme yoluyla gerçekleşiyor. Bunun için ne lazım, teneke makası... Eğip bükerek yeniden biçimlendiriyorsun. Lehimdi, perçindi, preslemeydi derken yeni yeni birleştirme tekniklerine yöneliyorsun. İşte hep bu yeni yöntem ve tekniklerle kendi kendine tenikecilik mesleği oluşmuş. Demirciliğin ayrı bir branşı gibi düşünelim... 

    Tenike kutular çoğaldıkça tenikecilik mesleği yaygınlaşıyor. Çünkü hayatın her alanında kolaylaştırıcı bir etki gösteriyor tenike. Hafif, kolay işlenir, tamiri de basittir; zira her yerde bir tenikeci var...

    Bizim çocukluğumuzun aktif tenikecisi Yılıkların Sağırüseyin (Hüseyin Öztürk) idi. Sırf bu yüzden ikinci, hatta belki de birinci lakabı Tenikecüseyin'dir. Pazaryerinin tam orta hizasında, ilk merdivenlerin hemen altındaydı dükkanı. Sair günlerde sakin sakin tıngırdar dururdu, ama cumartesi günü müşteri trafiği fazlalaşırdı. Demek ki civar köyler içinde de tek tenikeci kendisiydi. Emaye soba ve kuzinelerin olmadığı o vakitlerde teneke tandırlar yapar; boruları, dirsekleri kendisi büker, perçinlerdi. Onun dışında kör kandiller, ıbrıklar, kurmalı saat yuvaları ve daha bir sürü şey imal ederdi. Onu izlemek çok zevkliydi; makas, tokmak, lehim ve perçin kullanarak tenekeden her şeyi yapabileceğini düşünürdüm. Vefatıyla bir meslek sona erdi, belki de vefat ettiğinde tenikeciliğe ihtiyaç kalmamıştı...

    Sağırüseyin'in babası Yılık Mehmet Öztürk de Tenikeci olarak anılıyormuş, mezar taşında öyle yazıyor. Doğruysa Tenikeciüseyin'e bu meslek babasından kaldığını söyleyebiliriz. Yalnız Yılık Mehmet'in tenikeciliği hakkında başka bilgi yok, yani nasıl tenikeci olduğu, ne derece bu meslekle hemhal olduğu, ne kadar sürdürdüğü hususları meçhul. Oğluna miras bırakacak kadar tenikeci olduğu düşünülebilir. Ama Tenikeci Hüseyin Öztürk'ün mesleği babasından devraldığı da kesin değil.

    Tenikeci diye anılan Hacımahmutlardan biri daha var, İbrahim Ceylan... Hüseyin Öztürk'ün mesleği işte bu İbrahim Ceylan'dan öğrendiğine yönelik bir bilgi de var. Öyle olsun veya olmasın İbrahim Ceylan'ın Eğret'in bilinen ilk Tenikecisi olduğu kesindir. Bu o kadar bilinir ki adamın lakabı Tenikeci, ayrıca bu lakap ailesine de sülale adı olmuş... 

    Hüseyin Öztürk bir yana, aynı sülaleden olan, ve ayrıca aralarında enişte-kayın bağı bulunan Tenikeci'nin bu mesleği halasının kocası Yılık Mehmet Öztürk'e öğrettiği de söyleniyor. Şu halde Tenikeci Hüseyin babasından öğrenmiş olsa bile, bu mesleğin kaynağını Tenikeci İbrahim Ceylan'a indirmek daha doğru olur. Zaten bu yüzden 1970'lerde bile İbrahim Ceylan Tenikeci diye bilinirdi, aslında çok önceden bırakmış tenikeciliği...

    Peki İbrahim Ceylan'ın tenikeciliği nereden geliyor?  Babasından ve dolayısıyla Afyon'dan.  Nasıl yani? İyisi mi hikayeyi baştan alalım...

    Hacımahmutların Garamehmet oğlu ve Sakızcı'nın kardeşi İsmail, 19. asır sonunda Afyonlu Hesna Hanım ile evlenir. Demirci bir ailenin kızı olan Hesna Hanım sayesinde kocası İsmail'e bu mesleği, ama özellikle geleceğinin parlak olduğunu düşündükleri tenikeciliği öğretirler. İsmail'in bu mesleği ne kadar benimsediği bilinmiyor, lakin araç gereciyle oğlu İbrahim Ceylan'a miras bırakacak kadar bir tenikeciliği olmuş demek ki. Ayrıca tenikecilik mesleği Hesna Hanım kanalıyla Afyon'dan Eğret'te intikal ederken bir yol daha kullanmış. Bu da İsmail'in kardeşiyle evli olan Yılık Mehmet'tir.

    Sonuçta geniş Hacımahmutlar sülalesinin bu dar kolunda yoğunlaşmış olan tenikecilik mesleği, genç yaşta vefat eden Hesna Hanımla birlikte Afyon'dan gelmiş ve Eğret/Anıtkaya'da yaklaşık bir asır kadar varlığını devam ettirmiştir.

    Bunlardan başka tenikecilikle ister istemez meşgul olan kimseler de var ki bunlar demircilerdir. Baştan da söyledik bütün tenikeciler özünde demircidir, gerçi her demirci tenikecilik yapmayabilir, orası ayrı. Bununla beraber bütün demirciler kendisine yetecek kadar tenikecilik de yapardı. Bunların içinde Kınilerin Demirci Mustafa Kaynar'ı ayrı yere koymak gerekebilir. Çünkü zaman zaman tenikeciliğe yöneldiği anlar olurdu. 

    Tenike kutuların yaygınlaştığı zamanlarda demircilikle alakası olmayan sıradan insanlar da kendine yetecek kadar tenikecilik yapmışlardır. Misal bir yağ tenekesinin ağzını açtıktan ve basit bir ağaç kulp çaktıktan sonra kuyudan su çekme veya çeşmeden su taşıma yolunda başkasından yardım istemeye gerek duyulmazdı. Yahut yine bir büyük tenekenin ağzını ve tabanını çıkarıp açarak dambeşe oluk gibi yerleştirmeyi kendisi yapabilirdi. Bu anlamda herkes kendinin tenikecisiydi.

    Herkes kendinin tenikecisiydi, ama yine de bu hususta el becerisi konuşurdu. Mesleği bu olmadığı halde bir tenikeci kadar becerikli ve bir tenikecide bulunması gerekli temel araç gerece sahip olan kişilerin başında herhalde Resul Ayas Hoca geliyormuş. Demircilik ve tenikecilik alanlarında yaptığı bazı şeyleri duydum, sıradan bir zeka ve yeteneğin üstesinden gelebileceği işler değil...

    Diğer el sanatları gibi tenikecilik de çağın gelişmelerine yenik düşerek öldü gitti. Bizim çocukluğumuzda tenikeci deyince aklımıza gelen Yılıkların Hüseyin Öztürk 1980'lerin sonlarında iyice yaşlanmıştı, 90'larda Anıtkaya'nın tek tenikeci dükkanı kapandı ve Son Tenikeci de 1997'de vefat etti...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder