Bizim köylülerin biraz sonra ayrıntısına ineceğim bu incelikli tavrı elbette belli bir zihniyetin dışa vurumudur ve Türk insanının genel özelliğini gösterir. Oysa bu karşılaştırmayı yapmama sebep olan ve Amerika merkezli filmlerde gözlemlediğimiz Batılı insan tipinin tavrı çok daha hoyratça ve terbiyesizcedir. Bunu her filmde duyabileceğiniz 'lanet olsun!' sözünden anlayabilirsiniz.
Kendilerince en hafif bu küfür sözünü dillerinden düşürmüyorlar, olur olmaz her şeye savuruyorlar. "Lanet çamur, lanet toprak, lanet olasıca karıncalar, lanet güneş, lanet bulut, lanet fırtına, lanet dalga..." daha aklınıza gelen her şeye böyleler... Musibete de küfür, güzelliği de; kötülüğe de küfür, iyiliğe de; hastalığa sağlığa, derde ilaca, büyüğe küçüğe, ferahlığa sıkıntıya, krize kurtuluşa, her şeye...
Yarım asır önce çocukluk dönemimizde hayat tabiatla çok daha fazla içli dışlıydı, ya da bize öyle gelirdi. Bu yüzden insanların doğal varlık ve olaylara karşı tavrını daha iyi gözlemlerdim. Mesela yolma tarlasında bunaltıcı sıcağa karşı hafif de olsa bir esintiden medet beklerlerdi. Hafif belini doğrultup alnındaki teri silerken;
- "Canını sevdiğim, heç de esmedi" diye iç geçirir, ama katiyen bir türlü esmeyen rüzgara kızmazlardı. İkindiye doğru nazenin bir gelin gibi teşrif ettiğinde ise aynı olgunlukla sevinir;
- "Canını sevdiğim ne güzel esdi" diye adeta onu alkışlarlardı. Varlığında da, yokluğunda da rüzgara kötü söz söyleyene rastlamadım. Sap yüklerken rüzgar istenmez, aksine rüzgarsız harman savurulmaz... Böyle durumlarda olsa da olmasa da, rüzgara katiyen hakaret edilmez; o, her zaman 'canını sevdiğim'dir...
Bu durum diğer tabiat olayları için de geçerlidir. Örneğin yağmur... Berekettir yağmur, yağmazsa ekin biter mi... Lakin harman zamanı yağması istenmez, aynı şekilde baharda aşırı yağması da zararlıdır. Sele dönüşür ekini yatırır, boğar. Uzun süre güneş açmaz, sürekli yağışlı geçerse ekin hastalanır. Bütün bunlar olurken, yani yağması veya durması beklenirken yağmura katiyyen hor bakılmaz. Hep hürmet edilir 'canını sevdiğim'e...Bunlara saygıda da aşırıya kaçılmaz. Aşırı saygı inanç zaafiyetidir çünkü. Güneşe, ateşe, suya, kara, borana tapınmaya vardırılmaz iş... Sevgi de saygı da kararındadır...
Kar, kırağı, fırtına, dolu vs. hepsi için durum aynıdır. Bunlara saygı gösterilmesi, açık açık sevilmesi ve bu sevginin 'canını sevdiğim' sözüyle gösterilmesi zihniyetle alakalıdır dedik. Bizim insanımız her şeyin Allah'tan olduğuna inanır. Yağış da kuraklık da, çiçeği don vursa da vurmasa da, kırağı düşse de düşmese de, ülker vursa, sel bassa, ambar ambar dene kaldırılsa hepsinin kaynağı Bir Allah... Bu tevhid inancına göre her bir yağmur tanesini indiren her bir melek, Bir Allah'ın emriyle bu vazifeyi deruhte eder. İşte bu yüzden yağsa da yağmasa da yağmura edeceği laf, doğrudan Allah'a yönelmektedir. O halde yağmur hep 'canını sevdiğim'dir. Esse de dursa da, yel; düşse de düşmese de, kırağı; kararsa da ağarsa da, bulut; açsa da açmasa da güneş; yağsa da yağmasa da, kar; hepsi, hepsi 'canını sevdiğim...'
Batılıların lanetleyerek tabiata sövgüsü, yahut tabiat olaylarına gereğinden fazla güç vererek onu yüceltmeleri de bir zihniyetin ürünü... İki uçtan da aşırılık var; ifrat ve tefrit, tapınma ve lanetleme...
'Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır.' demişler. Sanırım güzel görüş ve güzel düşünüş Eğret ağzına 'canını sevdiğim' güzel söyleyişi olarak yansıyor. Anıtkayalılar farkında olmasa bile, bütün bunlar hep mutluluğa giden yola döşenmiş taşlar...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder