Derleme Sözlüğüne bakılırsa telesimek, Türkiye'nin her yerinde kullanılan çok yaygın bir kelime... Yöresel ağızlarda telesmek, telesemek, telesimek, telesinmek, telezimek, televzimek, tenevzimek, tenesirmek gibi çok çeşitli telaffuz biçimlerine bürünmüş, bu da gayet normal. Bu biçim farklılıkları anlamlara da yansımış, ufak tefek değişikliklerle bitkin düşmek, nefes nefese kalmak, susuz kalmak, zayıflamak, acele etmek, ölecek duruma gelmek gibi anlam zenginlikleri kaydedilmiş. Tabi temel anlamın Eğret ağzındaki gibi olduğu çok belli...
1940'lı yıllarda derlenen sözlerden müteşekkil bu sözlükte isim olarak acele anlamında "telesi" ile ivecen anlamında "telesik" var. Anadolu'nun doğusunda çok dar bir alanda kullanıldığı anlaşılan bu iki kelime telesimek ile bağlantılı gibi duruyor.
Günümüzde telesimek kelimesi böyle... Resmi dilde kendine yer bulamamış, ama halk ağzında yaygın bir kullanımı var. Önceden nasıldı diye geriye doğru bir arama yaptım, Kamus-ı Türki'de ve Lehçe-i Osmani'de karşıma çıktı:
İlkinde "telesimek: (fiil) Kumaş eskiyip telleri meydana çıkmak, tiftiklenmek."; ikincisinde ise "telesimek: Çocuk zayıflayıp erimek" bu kadar... Görüleceği üzere Şemsettin Sami ve Ahmet Vefik Paşa'nın verdikleri anlamlarla bugün çok çeşitli ve yaygın anlamlar pek de uyuşmuyor. Çok garip bir durum...
Daha eski dönemlerdeki kullanımına rastlama umuduyla Tarama Sözlüğünde aradım. 15. yüzyıla ait bir eserde iki cümlede bu kelimeyi tespit etmişler. Bunların birincisi "Kan çok aktı hayli telesidi", diğeri "Gürz indi yağrınına dokundu, Malikzade hayli telesidi" cümleleridir. Bu iki kullanımdaki anlam da sözlükte "bayılacak hale gelmek" manasıyla verilmiş. Günümüz kullanımına çok yakın...
Bir de başka lehçe ve şivelerde var mıymış diye araştırdım. Arın Türkçe Etimolojik Sözlük'te telesemek/telesimek var. Genel olarak tezlik, acele, ivedilik, çabukluk, sürat bildiren anlam ve kullanımlar içeriyor. Bitkin düşmek anlamı çok sınırlı, "Öyle dokundu başına ki telesidi" cümlesi oradan... Bir de acele anlamında "telesi" ismini gördüm, galiba Erzurum ve Ahlat'ta tespit edilen bu isimde Azeri etkisi var...
Öyle anlaşılıyor ki bu kelime Türkiye Türkçesi ağızlarında çok yaygınlaşmış, ama başka sahalarda kendine pek yer bulamamış...
Bütün bu sözlük araştırmalarında telesimek sözcüğünün anlamlarına dair bilgilere erişebildik, kökeniyle ilgili hiç bir şey yok. Ulaşabildiğim Etimolojik sözlüklerde ise zaten kelimeye yer verilmemiş. Belki Türkçe kabul etmedikleri içindir, belki gerçekten bu kelime Türkçe değildir...
Konuyu değiştiriyorum. Malum mübarek günlerde Kuran'a daha fazla eğiliyoruz. A'raf 176. ayete geldik: "... Artık onun ibret verici hali o köpeğin haline benzer ki, üzerine varsan da dilini uzatır solur, bıraksan da solur..." Burada soluyan köpek örneği verilmesinin hikmetini düşünüyordum. Bu anlamın hangi kelimeyle sağlandığına baktım, "yelhes"
Biraz araştırdım, kökü لهث (l-h-s) imiş ve hırıltı/nefes/köpeğin yorgunluk ve susuzluktan dilini çıkarıp soluması manalarına geliyormuş. Selami Kurt Hoca'dan bu kökün ayrıca ve yine yorgunluk ve susuzluktan hayvan ve insanın dilini çıkarması anlamlarına geldiğini öğrendim. Burada işin içine insanların da girmiş olması mühimdi... İşte o anda benim kafa telesimek kelimesine intikal etti ve onunla ilgili yukarıda sıraladığım bilgilere ulaşma yolu açıldı...
Selami Hoca'dan mühim bir bilgi daha aldım, Arapça'da لهث kökünün "yelhes"te olduğu gibi "telhes" biçimi de varmış. Kişi çekimine göre değişen bir durummuş bu...
İşte şimdi oldu... Etimolojik açıklaması yapılamayan telesimek kelimesi neden "telhes"ten geliyor olmasın. Kitab'da köpek için kullanılan "yelhes" kelimesi insanlar için de geçerliymiş ve "telhes"in anlamı 'Sen yorgunluktan bitkin düşüyorsun' imiş. Şu halde atalarımız Araplardan duydukları bu kelimeyi yakın anlam içeren 'telesimek' biçiminde Türkçeleştirmiş olamazlar mı... Elbette bu asırlar alan bir süreçtir ve halk ağzında gerçekleşir. Nitekim yukarıda 15. yüzyıla ait metinlerdeki kullanımına Tarama Sözlüğünden örnek gösterilmişti...
15. yüzyıl deyince aklıma geldi, elimde aynı asrın ilk çeyreğinde telif edilen bir Satırarası Kur'an Tercümesi vardı. Türkiye Türkçesinin ilk tercüme Kuran'ı kabul edilen eserden A'raf 176'ya baktım, nasıl çevirmiş diye: "... Pes anun meseli, it meseli gibidür: Eger hamle eylersen ana, dilin çıkarur; yâ kor-ısan ânı, dilin çıkarur..." 'dil çıkarır' karşılığı verilmiş, 'telesir' denilmemiş. Bu durum, o dönemde henüz kelime Türkçeleşmediğine, yahut müellifin (Muhammed Bin Hamza) elit çevre mensubu olduğuna bağlanabilir...
Bu ayette neden dili sarkmış köpek örneği verildiği hususunu işin uzmanlarına bırakalım. Belki köpeğin biyolojik yapısıyla ilgili bir gerçeğe işaret vardır, ya da İsra 84'teki tespitle açıklanabilir bir durumdur...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder