19 Ocak 2026

Ruh Mimarları

    
   Eğret köyünün oluşumu ve bunun tarihi süreciyle ilgili yeterli bilgi var. Ayrıntılarda farklılık olabilir, ama olay Germiyanoğulları döneminde bu civara konan bir kaç ailenin önce iğreti olarak sonra da kalıcı biçimde kondukları mevkiye yerleşmeleridir. Sel baskınlarından bizar olunca köyü daha yüksek şimdiki yerine taşımaları ise ikinci iğreti vakasıdır diyebiliriz.

    İkinci Eğret dönemi hiç bir zaman iğreti olmadı, daha taşınırlarken orada kararlı oldukları anlaşılıyor. Gerçi henüz Eğret köyünün yerleşim ve yapılaşma özelliklerine dair bir araştırma yapılmadı. İleride böyle bir inceleme sonucunda, köy yerleşimi ve bina kültürü üzerinde Eğretlilerin bu kararlılığına dair izler ortaya çıkarılabilir.

    Öyle bir araştırmada, ileşberlik ve koyunculukla uğraşan bir hanenin evi hangi bölümlerden oluştuğu; hayvan barınakları, dam, samanlık, kümesin önemi; otluk ve bokluk kavramları ve bunların konumsal pozisyonu, guzuluk, bızağlık gibi daha küçük bölümler; insanların kendi yaşam alanı olan evin bölümleri, ev, hayat, un evi kavramları; olmazsa olmaz avlu, insan, hayvan ve araba giriş çıkışlarına özel gocagapı ve goltukgapıları, avlunun bir köşesine iliştirilen başka kapalı alanlar, fışgılık, düzenlik vs. derinlemesine ele alınabilir.

    Yine bu araştırmalarda bina yapımında kullanılan malzemeler kerpiç, taş, ağaç, çamurla duvar örme kültürü; garaörtü kavramı ve bunun çevredeki çorak malzemeyle ilişkisi, ev sıvama kültürü ile Topraklık mevkii arasındaki bağ ve tabii bütün bunların tarihi gelişimi ele alınabilir.

    Ayrıca Eğret köy yerleşiminde kuzeyden güneye yayılmanın coğrafi sebepleri, meydan ambarları ve meydan fırınlarının ortaya çıkması ve köy geneline dağılımı, köy oluşumunun hangi merkezde başlayıp gelişiminin ne yönde olduğu, ev ve bina kültüründe varsa Frig, Roma, Selçuklu, Osmanlı etkisi gibi daha bir çok husus ele alınabilir. 

    Bütün bu yukarıda sayılanlar Eğret'te köy mimarisiyle ilgili konular... Bence ondan daha önemli olan manevi mimaridir. Bu anlamda büyük küçük insan toplulukları binalara benzer. Nasıl ki coğrafi şartlara uygun malzeme seçer, temeli sağlam atar, uygun konum ve kat belirler, malzemeden de kısıntıya gitmezseniz sağlam binalar yaparsınız. Onlar artık halberi depremde yıkılmaz, eskisi gibi sellerden zarar görmez. Aynen bunun gibi siz öyle sağlam bir toplum inşa etmelisiniz ki beklenmedik badireleri atlatsın, yıkılmasın; asırlar boyu adı hep iyilik ve güzelliklerle yan yana anılsın. 

    Selami Kurt'un makalesinde Eğret köyünün kerpiç kerpiç, taş taş, duvar duvar, kapı kapı, sokak sokak değil; nefes nefes, nabız nabız, gürül gürül, gönül gönül nasıl imar edildiğini okudum. Manevi imardan kastım budur. Toplum yapıcı olarak Hacı İbrahim Dede Zaviyesinin merkeze alındığı yazıda Hacı İbrahim Dede Başmimar, tekkede asırlarca görev alanlar da ustabaşı ve ustalar olarak karşımıza çıkıyor.

    Evvela köyün Zaviye merkezinde oluşmaya başladığı ve gelişimini dalga dalga bu zaviye çevresinde sürdürdüğü tespit edilmiş. Bu husus, yukarıda belirttiğim Eğret'in maddi mimarisiyle ilgili yapılacak çalışmalara başlangıç olabileceği gibi, aynı zamanda selden kaçan Eğretlilerin yeni yerleşim olarak burayı seçmelerinde zaviyenin önemli etken olduğunu da ortaya koyar.

    Daha sonra Hacı İbrahim Dede ve zaviyesinin Eğretliler üzerindeki etkisi çeşitli örneklerle desteklenmiş. Günlük yaşamdaki tekke izleri; iş ahlakının oluşması, yardımlaşma, diğergamlık, isar ruhu, oda kültürü, iyilik yarışı  gibi bir çok sosyal alışkanlığa dikkat çekilmiş. Bunları merak edenleri makaleye havale edelim, fakat değerli bulduğum  bir iki hususu özellikle nazara vermek istiyorum.

    Zaviye ile bağlantılı olduğu düşünülen Cami-i Şerif Vakfı vardı ve Cumacamisinin işlerliğine yönelik hizmetlerde bulunuyordu. Gocacami inşaatı gibi bir çok hizmet o vakıf marifetiyle gerçekleştirilmiş. Cumhuriyet'ten sonra lağvedilen bu vakfın yerine Eğret Hayır Cemiyeti kurulduğu tahmin ediliyor. Şimdi Anıtkaya Hayır Derneği veya buna benzer bir adla faaliyetini sürdüren dernek, köyün hayır yörüngeli bütün işlerinin merkezi konumunda bulunuyor ve Hacı İbrahim Zaviyesini 21. yüzyılda devam ettiriyor.

    Kapsamlı makalede bol bol sözel örneklere yer verilmiş ve böylece zaviye etkisinin dile nasıl yansıdığı ortaya konulmuş. Meslek ve branşım gereği Eğret Ağzı üzerinde çok duruyorum, bu konuda en küçük tespit bile ilgi alanıma giriyor. Hele Eğret Ağzının çevredeki Türkçe ağızlardan hiç birine benzemeyen bir özellik gösterdiğini keşfettikten sonra. Bu hususta da Hacı İbrahim Zaviyesinin payı olduğunu işte bu makaleyi okuduktan sonra düşünmeye başladım. Eğret halkının gönülleri fert fert yapılırken sanki arada harç olarak Türkçe kullanılmış ve böylece Eğret Ağzı ortaya çıkmış gibi bir kanaat oluştu...

    Makalede verilen örneklerden biri de Eğret'te uygulanan tarihi sınır çizme hadisesidir. Zaviye etkisinde başlayıp kökleşen bu geleneğe hak ettiği değer verilmediğini düşünüyorum. Hafızların okuduğu Kur'an ile köy arazisinin manevi koruma kalkanına alınması diye özetleyebileceğimiz sınır çizme duasından sonra, bu ilahi muhafazanın somut olarak defalarca gözlemlendiğini eskiler anlatıyorlar. Yabancılar Eğret arazisine girdiklerinde izah edilemez bir huzur ve emniyet hissiyle dolduklarını çok söylemişler. Bu yüzden her yıl Hıdrellez öncesinde sınır çizme ihmal edilmezmiş. Son yıllarda bazı hassas kişilerin önderliğinde bu gelenek canlandırılmaya çalışılıyor. 

    Sınır çizmenin nasıl sağlam bir kökten geldiği anlaşılması açısından bir haber içeriğini paylaşayım. Şehri Kuran'la Zırhlamak(*) başlıklı haber inceleme yazısından öğrendiğimize göre gelenek Saraybosna ve Erzurum'da halen devam ettiriliyor. Balkanlar ve Anadolu'nun bu iki tarihi şehrinin ilkinde cip, ikincisinde atlar araç olarak kullanılıyormuş. Tıpkı Eğret'te atlarla, son zamanlarda Anıtkaya'da cip araçlarıyla köy sınırlarının okunduğu gibi... Eğret'teki sınır çizme geleneği Hacı İbrahim Dede etkisiyle başladığı düşünülüyor. Saraybosna ve Erzurum'daki uygulama hangi Hak dostlarının etkisiyle başladığı bilinmez; lakin bu uygulamalar toplumu imar hareketi olduğu kesindir. 

    Eğret'in zaviye ekseninde manevi imarı detaylı bir şekilde ortaya konulduktan sonra, makalenin sonuç bölümü manidar bağlanmış:

"Bu uzun soluklu ve uygulamalı eğitim süreci neticesinde, yöre halkının zihninde, gönlünde, dilinde ve günlük yaşamında kök salan bu değerler; kutsal değerlere saygılı, dürüst, yardımsever, paylaşımcı, dünya ve ahiret dengesini kurabilen bir toplumun oluşmasına zemin hazırlamıştır. Bu toplumsal yapının en belirgin özellikleri arasında, hak ve adalete bağlılık, misafirperverlik, dayanışma ruhu ve ahlaki duyarlılık yer almaktadır.
...
Eğer gerekli önlemler alınmazsa, Hacı İbrahim’in ektiği insani ve ahlakî değerlerin yerini kısa yoldan zengin olma arzusu, emeksiz kazanç isteği, hız ve haz tutkusu, ahlaki yozlaşma ve madde bağımlılığı alacaktır. Bu durum, toplumun hem maddi hem de manevi anlamda çöküşü anlamına gelir.
Toplumun bu girdaptan kurtulabilmesi ve yeniden dirilişini sağlayabilmesi, ancak Hacı İbrahim Zaviyesi’nin kendi döneminde yaptığı gibi, insani ve ahlaki değerleri güçlendirecek güncel ve uygulanabilir sosyal modellerin geliştirilmesiyle mümkün olacaktır."

    Selami Hoca'nın makalesi bir toplumun nasıl inşa edildiğinin hikayesidir. Siz bunun banilerine ister toplum yapıcı, ister manevi mimar yahut ruh mimarı diyebilirsiniz... Ne ad verilirse verilsin, bizim o ruh mimarlarına ihtiyacımız olduğu çok açık... Zira onlardan miras mimari eseri ancak yine onların yetkinliğindeki ruh mimarları restore edebilir. Aksi halde sonuç 'şargada toplum'...

    (*) Şehri Kuran'la Zırhlamak  



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder