Taç kapının alnında tam da kitabe konulmaya uygun dört köşe bir boşluk var, buranın aslında kitabe yeri olduğunu yorumluyorlar. Buna göre deprem gibi şeylerle zamanın yıkıcılığına dayanamayan kitabe taşı oradan düşmüş, bir daha da yerine konulamamış ve kaybolup gitmiş. Tamirler sırasında yeri düz taşlarla örülmüş. Bugün sade düz bir boşluk olarak görülmesinin sebebi buna bağlanıyor.
Kitabenin akıbeti hakkında yürütülen tahmin genel kabul görüyor. İki yanında minik mermer sütunlar, bu sütunların üzerinin yine minik bir kemerle örtülmesi gibi ayrıntılar koca taç kapının alnında gözleri okşayan bu boşluğun orijinalinde yine estetik bir kitabeyle doldurulduğu izlenimi veriyor. Yalnız yarısı minik kemere gömülmüş, diğer yarısı da kitabe boşluğuna taşmış bir daire izi de gözlerden kaçmıyor. Şu durumda kitabe boşluğu diye düşünülen bu kısımda, dikdörtgen kitabe üzerinde dairesel ikinci bir boşluğun varlığını düşünmeliyiz.
Bu görüntü yüz yıl önce de aynıymış. Aynı dikdörtgen boşluk, aynı minik sütunlar, aynı kemer ve üst merkezde aynı yuvarlak boşluk işgal dönemi fotoğraflarında da böyle... O fotoğraflardan dikdörtgen kitabe boşluğunun yeni oluştuğu izlenimi alınmıyor. Aksine, kitabe eski dönemlerde düşmüş de yerine konulan taş bile eskimiş havası var. Ama üstteki yuvarlak boşluk öyle değil, orayı dolduran taş her ne ise bütün olarak yenilerde düşmüş gibi iz var. Belki de öğle vakti taçkapının kemer gölgesi tam oraya denk geldiği için yanlış görüyoruzdur. Fakat aynı yuvarlak boşluk izi buna rağmen çok net anlaşılıyor.
1960'lardaki tamirden önce çekilen fotoğraflarda ise bu iki boşluğun tamamen boşaldığı görülüyor. Belki kendi kendine yıkılıp düştüler, ya da restorasyon için bilinçli olarak yıkıldılar; minik sütunlar, kemerler, boşluğu dolduran taşlar filan hiç biri yok. Hatta üstteki yuvarlak kısım o kadar boşalmış ki, hanın dambeşi de çöktüğünden gökyüzü ayın ondördü gibi tam yuvarlak olarak görülüyor.
Hanın yapıldığı tarihe dönmek gerekecek. Yalnız kitabe kayıp olduğu için bu tarihin kesinlik arzedecek biçimde bilinmediğini söylemiştik. Sanat Tarihçileri Selçuklu'nun son dönemindeki Germiyanoğlu zamanı diye tahmin ediyorlar.
Germiyanların karakteristik mimari özellik oluşturacak kadar hakimiyeti olmadığı, o dönemdeki eserlerin tipik Selçuklu mimari özelliği taşıdığına dair bir görüş var. Bu yüzden her ne kadar Germiyanoğulları döneminde yapılsa da Eğret Hanının Selçuklu eseri sayılması gerektiğini söylüyorlar.
Selçuklu kervansaraylarında avlu, taçkapı, kitabe gibi unsurların yanında güç simgesi bazı motiflere de özellikle yer verilirmiş. Bilindiği gibi Selçuklu'yu anlatan en önemli figür çift başlı kartaldır. Gerçi kervansaraylarda bu motifin yerleştirildiğine dair bir şey bulamadım. Aksine merkezden uzaklaştıkça güvercin gibi başka motiflere yer verildiğine dair bir şeyler öğrendim.
Acaba Eğret Kervansarayı yapılırken böyle bir figür, motif işlenmiş taşı taçkapıya yerleştirmiş olabilirler mi? Mesela kitabe üzerindeki yuvarlak boşluk böyle bir motif için çok uygun görünüyor. Oradaki çiftbaşlı kartal, zamanla kitabeyle beraber veya farklı zamanda düştü mü? Bunun böyle olup olmadığını hiç bir zaman bilemeyiz. Ancak bu ihtimali destekleyen şeyler var.
Biz sadece taçkapıdaki mermer sütunlara bakarak burada devşirme malzeme kullanıldığını söylerdik. Kervansarayın içinde ve dışında daha onlarca devşirme malzeme kullanıldığını Ferhat Öztürk tespit etti. Bunlar bölgede binlerce yıl hüküm süren medeniyetlerden kalan malzemelerdi. Oradan alıp buradaki yapılarda kullanmışlar. Belki de bu yüzden Eğret Kervansarayının taç kapısının bir benzeri yoktur. Yine bu yüzden, yani devşirme malzeme kullanma oranı bakımından kervansaray özeldir.
Kitabenin üzerindeki yuvarlak boşluğa konulduğu düşünülen çiftbaşlı kartal motifi de devşirme olabilir. Zaten kitabenin iki yanındaki küçük mermer sütunlar da öyleydi, birbirine yakışan parçaları bir araya getirmiş olabilirler. Çift başlı kartalın Selçuklu'yu temsil ettiğini kabul ederken, Eğret kervansarayındaki bu motifin devşirme olduğunu var saymak birbiriyle çelişiyor gibi... Öyle midir gerçekten?
İşgalci Yunanların Eğret kervansarayına ilgilerinin bir sebebi de bu olduğunu düşünüyorum. Hasan Özpınar'dan alınan yukarıdaki fotoğrafta bu ilgileri açıkça gözlenir. Ayrıca altına düşülen Yunanca notta "Eyret'te Bizans Anıtları, Mayıs 1922" yazılmış. Anlaşılan o ki devşirme malzemeleri öne çıkarıp bunu bir Doğu Roma/Bizans eseri kabul etmişler. Böylece akılları sıra hak iddia ediyorlar...
Dahası var, hak İddialarını iddiada bırakmayıp uygulamaya koymuşlar. Büyük kaçışlarından daha önce bize ait bir çok değere göz koyup tedricen onları Yunanistan'a kaçırmaya başlamışlar. Bu artık düpedüz soygundur, hak iddiası filan değil...
İşte bu hırsızlıklardan biri de kervansaraya ait çift başlı kartal figürüdür. Kayıtlarda yok, tamamen yaşayanların görenlerin anlatımlarına dayanıyor. O yıllarda kartal figürlü büyük taş, hanın yakınlarında yerdeymiş. Kırk kağnıya yüklemişler de öyle götürmüşler.
Kırk kağnı ifadesi kesretten kinaye olabilir. Özellikle düşündüğümüz gibi devşirme malzeme ise büyük ihtimal mermerdir ve bilindiği üzere mermer bloklar çok ağır oluyor. 1921-22'de öküzlerle demiryoluna kadar götürüp orada vagona aktardıkları ve İzmir'e yolladıkları tahmin ediliyor. Oradan da gemiyle Yunanistan'a...
Çiftbaşlı kartalımızı Yunanistan'a kaçırmayı başardılar mı bilemiyoruz. Ben hala bir yerlerde keşfedilmeyi beklediğini, bir gün asıl vatanı Anıtkaya'ya döneceği umudunu taşıyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder