09 Temmuz 2025

Uluyol Ve Tali Yollar

 
    Eski asfaltta Çorbeciguyusu'ndan başlayarak Yıldız petrol dengine kadar tatlı bir rampayla çıkıldığı malumdur. Belki o rampayı ancak küçük tepeye vardığınızda anlarsınız, o kadar kendini hissettirmez yani. Oradan geldiğiniz tarafa dönüp bakarsanız Çorbeciguyusu'nun bir kaç metre derine düştüğünü görürsünüz. Güney tarafı ise bir o kadar yüksekçedir. 

    Yüksekliğin başladığı noktadan sola, Çolağınçeşme'ye dönen yol ayrımına kadarki mevkiye Uluyol denildiğini yarım asır kadar önce öğrenmiştim. Asfalt kenarındaki tarlasını tarif ederken Ninem böyle derdi. Gerçi bu mevkiyi böyle isimlendiren başka birine rastlamadım. Zaten bizim köyde 'ulu' kelimesi kullanılmaz; şimdi herkesin 'Ulu Cami' dediğine bakmayın, oranın orijinal ve yaygın adı Gocacami'dir. Eğretli aynı anlama gelen 'ulu' kelimesine itibar etmeyip Türkçe 'goca'da ısrar etmiş. Ulu ise sadece Uluyol mevki isminde kendine yer bulmuş. Gelvelakin Uluyol'un bilinirliği de sınırlı kalmış, sadece Ninemden duymamdan hesap edin...

    Kütahya'da yerleşik Tekirgızıların büyük emmisi Himmetoğlu Halil, babasından kalan tarlalarını alabilmek amacıyla 1905 yılında mahkemeye başvurmuş. Mahkeme kararında bahse konu tarlalar sıralanırken birinin Uluyol mevkiinde olduğu kaydedilmiş. Eğret'teki Uluyol mevkiinin adını bu resmi belgede gördüğümüzde yıl 2021 idi ve hala bu isim pek bilinmiyordu.

    O kadar bilinmiyordu ki, 1989'da kadastro kaydı yapılırken Ninemin tarlası Kepez mevkiinde diye yazılmış. Demek ki bilirkişiler bile oraya Uluyol denildiğini bilmiyorlarmış. Köylü bir asır önceki mevki adını unutma sürecine daha o yıllarda girmişmiş...

    Mevkinin adı unutulmuş, ama oraya adını veren ve tam ortadan geçen yola bir şey olduğu yok, günümüze kadar gelmiş. Bu, eski asfalt dediğimiz Afyon-Kütahya karayoludur. Eğretlilerin hafızasındaki adıyla susa... 

    Henüz otomobil ve kamyonların yaygın olmadığı zamanlarda tam da böyle adlandırılıyormuş; susa, şosenin Eğret ağzında aldığı biçimdir. Asfalt atımına daha sonraki yıllarda başlanmış, ama 1930'ların sonlarında Eğretlilerin bir vergi türü olarak bu yolun yapımında makbuz mukabili çalıştıklarına dair belgeler var. 

    Ondan daha önce, misal işgal yıllarında da tam olarak şose diye adlandırılıyormuş. Hatta Büyük Taarruzun ikinci günü verilen bir emirde, orduların sorumluluk alanı belirlenirken Afyon-Kütahya şosesi sınır olarak bildirilmiş. 

    Daha gerilere gidersek, bu yolun Afyon ile Kütahya'yı birbirine bağlayan sıradan bir şehirlerarası yol olmadığı gerçeğiyle karşılaşırız. Çünkü güneyde Selçuklu başkenti Konya'ya, kuzeyde Doğu Roma başkenti İstanbul'a uzanır. Üstelik ilk dönem Osmanlı başkenti Bursa bağlantısı da var.

    Bir de bu yolun tarihi İpek Yolu kollarından biri olduğunu düşünürsek, konunun boyutu genişleyiverir. Çekül Vakfı, İpek yolunu tarihi veriler ışığında bir haritayla somutlaştırmış. Yüksek çözünürlüklü İpek Yolu - Kültür Yolu haritasının ilgili kısmını buraya aldım. Yol üstünde Eğret Kervansarayı önemli bir nokta olarak işaretlenmiş. Ayrıca Afyon ile Eğret Kervansarayı arasında Üçgöz Köprü diye başka bir noktanın işaretlenmiş olması da dikkatimi çekti. Uluyol'un biraz ilerisinde böyle adlandırılan bir mevki olacaktı. Acaba kastedilen burası mıdır, asfalt atılmadan önce yol üzerinde tarihi bir köprü var mıydı, bunları bilmiyoruz. Belki Araplı civarındaki bir köprü böyle adlandırılıyordu...

    Burada dikkatlerimizden kaçmaması gereken husus, bahsedilen yolun ne kadar önemli bir ticaret yolu olduğudur. Böyle bir yol da elbette geniş ve alabildiğine büyük olmalıdır. O kadar büyük ki, Eğretlilerin sıradan büyüklükler için kullandığı 'goca' kelimesi bile bu anlamı karşılayamasın; Gocayol değil Uluyol diye adlandırılsın. Ancak o vakit sözünü ettiğimiz mevkinin neden böyle adlandırıldığı anlaşılabilir.

    Bu yolun Kütahya istikametini çevreleyen mevkiye Kütahyayolu/Kötâyolu deniliyorken, Afyon istikametindeki uzantısına Uluyol denilmesi de bir başka gariplik. Acaba yalnız o tarafta mı belirgin bir büyüklük vardı? Fakat şu da akıldan çıkmasın, güneydeki bir mevkiye Şehiryolu/Şeheryolu adı da veriliyormuş...

Asıl konudan fazla uzaklaşmadan, bu yolun önemini anlatan 18. yüzyılda kaleme alınmış bir metni dikkatlerinize sunayım. Alman matematikçi, haritacı, kaşif, gezgin Carlsten Niebuhrs Afyon'dan İstanbul'a dönüş yolunda:

    "Ocak 1767-  Karahisar'dan Bursa'ya gitmek için yola çıktık. Kervanımızın ilk durağı 5 saat uzaklıktaki geniş ve düz bir yol üzerindeki Eğret. Ancak bu yol kışın o kadar kötü ki 1767 yılında hiç bir kervan bu yolu kullanamadı. Ocak ayında bu yolu kullanmak yerine iki saatlik mesafede dolambaçlı yollardan gittik ve bu yol bize toplamda 7 saat zaman kaybettirdi." *

    Eğret köyü 1767 yılında düz ve geniş bir yol üzerinde diye konumlandırılmış. Bu tarif  'Uluyol' isimlendirmesinin ne kadar isabetli olduğunu adeta haykırıyor. Fakat yolun her etabı aynı değilmiş ki, gezginimiz Gecek hamamını gördükten sonra, oradan Çorca yoluyla Gazlıgöl'e varmış, Dandır üzerinden Eğret'e ulaşmış. Bu dolambaçlı güzergahı keyfinden değil de Araplı boğazı ve rampasını geçemeyeceğinden tercih etmek zorunda kalmış. Dediğine göre kış aylarında bu yoldan geçmek mümkün değilmiş. Dediğim yerlerden geçişin iki üç asır önce ne kadar imkansız olduğunu şimdi bile tahmin edebilirsiniz.

    19. asırda coğrafyacı bir Rus gezginin anılarını okurken şaşırmıştım. Kasım ayı sonları, adam geçtiği yerlerin gece sıcaklığı ve rakım değerlerini ölçe ölçe İstanbul'dan doğru geliyor. Eğret'te bir odada geceliyor, bu arada ölçümlerini yapıyor. Sabah kalkınca tasını tarağını toplayıp yola koyuluyor, ama bildiğimiz Şeheryolu/Uluyol'a doğru değil de Dandır'a doğru yönelip o güzergahtan Afyon'a varıyor. Yolunu değiştirmesinin sebebini şimdi anlayabiliyorum. Bu gezginler yanlarında Rum veya Ermeni bir kılavuz bulunduruyorlardı. Yolları iyi bilen kılavuzu kasım ayında Araplı civarının geçilmez olduğunu bildiği için Gazlıgöl'e doğru yönelmiş demek ki...

    Yalnız Dandır-Gazlıgöl istikametine giden yolu da küçümsememek lazım. Tamam kışın zor şartlarında tercih edilen bir alternatif rota imiş, ama ben antik çağda da orasının işlek bir yol olduğunu düşünüyorum. Hele Çatalüyük civarının antik değeri düşünülürse bu fikir daha sağlam bir temele oturtulabilir. 

    Kapıyeri'ni işlerken burasının çok eski zamanlarda Eğret (veya adı her ne ise) köyüne giriş yeri olduğu için böyle adlandırılmış olabileceğini söylemiştim. Şimdi o kapının uzantısı olan antik yolu da tasavvur çerçevemize almalıyız. Daha İsgileyolu, Üyükyolu gibi kavramlar da var... Eğret ulu ve tali yollarla örümcek ağı gibi örülmüş...

    *Hasan Özpınar, Seyyahların Gözünden Afyonkarahisar, Afyon, 2019, s.20


06 Temmuz 2025

Boynu Altında Kalsın


    Başlıktaki ifade 17 Temmuz 1971 tarihli Milliyet gazetesinin üçüncü sayfa manşeti olup Anıtkayalı Lütfi Şık'a aittir. Gazeteci Tufan Türenç haşhaş ekimi ile ilgili kendisiyle röportaj yapmış, onun kaçakçılarla ilgili bu serzenişini de manşete çekmiş. Taşlıtarla mevkiindeki haşhaş tarlasında gerçekleştirilen bu röportaj-haber ayrıca dört fotoğrafla ayrıntılanmış. İşte o tam sayfa beş sütunla verilen röportaj metni:


AFYON EKİCİSİ ÜZGÜN
"AH O KAÇAKÇILAR YOK MU TOPUNUN BOYNU ALTINDA KALSIN!"

    *Teknik adamlar, köylüye ödenecek tazminatları para olarak değil de, gübre, tohumluk, araç-gereç olarak verilmesini öngörüyorlar. Onlara göre bu sağlanırsa hem köylü kazançlı çıkar, hem de devlet. Aksi halde para çar-çur olur.

    "Hökümetin yassağına ne denir ki.. Boyun eğcez tabi.. Hadi şu sakızdan vazgeçdik emme ille de dene.. Bildiğin gibi değil, dene bize çok ilazım.. Yağını yiriz.. Hamıra bularız.. Ezip ekmeğimize süreriz.. Daha da darda kalırsak çorbamıza, aşımıza katarız.."

    Bunları Afyon ilinin Anıtkaya köyünden Lütfi Şık avuç içi küçüklüğündeki haşhaş tarlasında afyon sakızını toplarken söylüyordu.

    Afyon ovasına girdiğinizde, aylardan temmuzsa tarlalarda haşhaş kozalarının arasında kadın, erkek, çoluk-çocuk didinen köylüler görürsünüz.. Zorunludurlar buna.. Çünkü bir yıllık umutlarını bir günde toplayacaklardır. Afyon kozası bugün çizilirse, çiziklerden sızan afyon sakızları en geç ertesi gün toplanmalıdır. Biraz ağırdan alınıp da bu süre geçilirse sakız haşhaşın üzerinde kurur kalır. Toplanmaz garı.. Heba olur gider. Emekler de tarlaya gömülür.

    25 BİN AİLE

    Afyon ilinde 65 bin çiftçi ailesi yaşamaktadır. Bunların 25 bini geçimlerini haşhaştan karşılamaktadırlar. Bu ailelerden en az ekeni 1-2 dekar, en fazla ekeni de 10 dekar ekim yapar. Ellerindeki toprak küçük olduğundan onlar için haşhaş başta gelen bir bitkidir. Bir dekardan 1-3 kilo arasında afyon, 80-100 kilo arasında da tohum elde edilir. Haşhaş ekimi ve bakımı güç, güç olduğu kadar uğraştırıcıdır. Hasat zamanı binlerce kozayı çizmek ve çiziklerden sızan afyonu toplamak usandırıcı bir iştir.

    DEKAR BAŞINA 305 LİRA KAZANÇ

Haşhaş ekimi bu kadar uğraştırıcı, bu kadar usandırıcı olmasına karşılık kazancı da pek öyle fazla değildir. Bu yıl ofis birinci kalite afyonun bir kilosunu 165 liraya almaktadır. Tohumun kilosu ise 3 liraya kadar satılmaktadır. Bir haşhaş üreticisi ekimden hasatın sonuna kadar dekar başına 265 lira masraf eder. Oysa dekar başına üreticinin eline afyonu, tohumu, kapçığı, sapı dahil 570 lira para geçer. Böylece üretici bir dekardan net 305 lira kazanç sağlar.. İşte bir köylü ailesinin çoluğu çocuğuyla çalışarak bir yıl boyunca haşhaşa verdiği emeğin sonucu budur. Çizim zamanı yağmur yağar, ya da sert bir rüzgar eserse sakız da vermez haşhaş. Ve emeğin tümü bir anda yok oluverir..

    Bu kadar uğraştırıcı ve kazancı da pek olmamasına rağmen köylünün haşhaştan vaz geçmemesinin nedeni, eldeki ufak topraklara ekilecek başka bir bitkinin haşhaş kadar korutmayacağıdır.

    BİR KONUŞMA

    Hükümetin aldığı yasaklama kararı hakkında köylü ne düşünür, bu konuda ne der?

    İşte Afyon iline 30 kilometre uzaklıktaki Anıtkaya köyünden Lütfi Şık'ın dedikleri:

    "Doğrusunu isdeesen ne etceğimizi daha bilmiyoz.. Hökümet para vecek diyola.. Hökümet ne verise vesin, bizim haşgeşin yerini dutmaz. Bu güçcük tarlada buydey, arpa, günaşığı, pancar, haşgeş gibi gorutmaz. Aslına bakasan haşgeş işi yorucudur. Soona haşgeşden bizim elimize geçen ne ki.. Yöömiyesine değmez valla. Emme dedim ya bizim burda gine en iyisi haşgeşdir. Madem ki Hökümet yassak godu.. Ee ne edem ondan da geçeriz."

    "Sen kaçağa afyon vermez misin?"

    "Yok, vemen.. Hem ben gaçakcıları heç sevmen. Zati bütün bunna onnan başının altından çıkmıyo mu? Afyanını gaçağa veren vadır, vadır emme onnan sayıları pek azdır. Zati onnarı herkeş bilir. Köylü afyanını gaçağa bilem vese eline ööne çok para geçmez. Esas pareyi gaçakcı gazanır."

    "Sizin bu kaçağa giden afyondan yapılan eroin yüzünden Avrupa'da, Amerika'da binlerce insan zehirleniyormuş. Hükümet de işte bu yüzden haşhaşı yasakladı. Bundan haberiniz var mı?"

    "He duyduk.. Hep gençlee alışmışlaa bu merete.. Afyansız edemiyolaamış. İşleenden güçleenden olmuşlaa hep.. Yazık valla.. Çok acıdık, hem de pek çok acıdık.. Emme bizim bunda bi suçumuz yok ki.. Bunun vebali hep o gaçakçılaan. Dedim ya topunun boynu altında galsın. Yazık olmuş, çok yazık olmuş.. Töhh.. Keşgem şu meredin afyanı olmiyeedi.. Bizim elimizden ne gelir ki.."

    Afyon köylerinde konuştuğumuz haşhaş ekicilerinin tümü de aynı şeyleri söylüyorlardı.. "Yazık, çok acıdık.." diyorlardı. Hepsi de kendilerinden çok uzakta olan insanlar için üzülüyorlardı. Ve bu yüzden kendileri için her şey olan haşhaştan bile vazgeçmeyi kabulleniyorlardı. İşte böylesine temiz yürekliydi Türk köylüsü.. Böylesine iyi niyetli ve insancıldı..

    TEKNİK ADAMLAR NE DİYOR?

    Afyon Teknik Ziraat Müdürü İbrahim Sarıcalı, bu yasaklamadan sonra üreticinin yeni bir bitkinin ekimini ve bakımını öğreninceye kadar zorluk çekeceğini, ancak bunun zamanla normale döneceğini söylüyor. Ve şunları ekliyor:

    "Bizim yaptığımız etüdlere göre, ekim ve toprak durumu gözönüne alındığında bu bölge için en uygun ekimin Rus menşeli "Bezostoya" ile Amerikan menşeli "Wanser" buğday çeşitleridir. Her iki çeşit de dekar başına 495 kilo buğday veriyor. Köylü dediğimizi tutarsa hem bölge yüksek verimli bir buğday üretimine kavuşur, hem de köylünün ekonomik durumu oldukça düzelir."

    KÖYLÜYE PARA VERİLMEMELİ

    Teknik adamların kanılarına göre, köylüye tazminat para olarak verilmemeli. Zira köylü bu paraları başka ihtiyaçları için kullanır. Ekonomik yönden yine bir çıkmaza girer. Tazminat köylüye gübre, tohumluk, araç gereç olarak verilmeli ve bunları kendi üretim işinde kullanmaya zorlanmalıdır. Bunun kontrolleri sıkı bir şekilde yapılmalıdır. Bu sağlanırsa hem köylü kazançlı çıkar, hem de devlet.

    KAÇAKÇILIK

    Hükümetin yasaklama kararına sebep olan afyon kaçakçılığı yıllardan beri bu bölgelerde yapılır ve alınan bütün tedbirlere rağmen önüne geçilemez. Oysa her ekici haşhaş ekeceği tarlanın metrekaresini bölge Teknik Ziraat Müdürlüğüne bildirmek zorundadır. Memurlar köylünün beyanname ile bildirdiği tarlaları tek tek kontrolden geçirirler ve haşhaşın durumuna göre tarlanın afyon verimini tesbit ederler. Köylü hasat sonunda memurun tahmin ettiği kadar afyonu ofise satmak zorundadır. Memurlar köylüyü zor durumda bırakmamak için tahminleri düşük tutarlar.

    İklim koşulları iyi gittiği zaman tarla memurun tesbit ettiği tahminlerin üzerinde verim verir. İşte köylü bunu ancak kaçakçıya satar.

    OFİS 165, KAÇAKÇI 500 LİRA VERİYOR

    Kaçakçılar çoğunlukla ofisin verdiği fiyatın iki mislini verir. Örneğin ofis bu sene  en iyi kalite afyonun kilosunu 165 liraya kadar satın alırken, kaçakçılar afyonun kilosuna 500 lira vermektedirler. Üretici için afyonunu kaçağa vermek çok tehlikeli bir iştir. Ancak köylü zor koşullarla karşılaştığı zaman afyonunu zorunlu olarak kaçakçıya satar. Bir de madalyonun öteki yüzü vardır. Kaçakçı sahneye koyduğu akıl almaz oyunlarla köylünün elinden afyonunu zorla alır:

    Kaçakçı ağaları vardır. Bunlar oyuna yalnızca paralarını sokarlar. Köylüyle de karşı karşıya gelmezler. Oyunu perde arkasından, hiçbir tehlikeye girmeden idare ederler. Bu ağaların köylerde adamları vardır. Bunlar köylüyü iyi tanır ve durumunu bilirler. Köylü kış aylarında paraya sıkıştığı zaman afyon ağalarının adamları imdadına yetişirler ve kendisine gereken parayı verirler. Ama karşılığında bir tek şey isterler. O da bu yıl elde edeceği afyondan bir kısmını ofisten kaçırarak, kendilerine satmaktır. Köylü çaresiz bunu kabul eder. Korksa da eder. Yasa dışına çıkmak istemese de.. Üstelik kaçakçının fiyatı yarı yarıya kırmasına da rıza gösterir. Bundan sonra ağanın adamları işlerini sağlama bağlamak için verdikleri para karşılığında köylüye ya senet imzaltırlar, ya da tarlasını ipotek ettirirler. Artık iş bitmiştir. Köylünün eli kolu bağlanmıştır.

    "AFYAN PARASI"

    Halk arasında ağanın ve adamlarını düzenlediği bu oyuna "afyan parası" denir. "Afyan parası"na bağlanan köylünün işi kötü demektir. Ya tarla beklenenden fazlasını vermezse.. Ya havalar çizim zamanı kötü gider de sakızlar telef olursa.. Ya ofisten saklamaya çalıştığı afyon miktarı kontrole gelen memur tarafından ortaya çıkarılırsa.. Ya biri ihbar ediverirse.. İşte bu korku ve kuşkularla köylü temmuzu zor eder. Yüzünün akıyla sıyrılabilirse işin içinden ne alâ, yoksa...

    İşin en acı tarafı, köylünün bu sıkıntısına karşılık kaçakçının verdiği para pek öyle tehlikesine değecek kadar da fazla değildir. Çünkü köylü zor durumdadır. Paraya dardır. Ağanın adamı bunu çok iyi bilir. Çok iyi bildiği bir başka şey de vardır ağanın adamının.. Köylüyü ne kadar ucuza bağlarsa, cebine girecek para o kadar çoğalır.

    Örneğin geçen yıl ofis afyonun kilosunu 90 liraya alırken, kaçakçının ödediği "afyan parası" 100 liradır. Bu yıl ofisin verdiği para 165 liradır. Oysa ağanın adamı köylüyü çok önceden 200 liraya bağlamıştır bile.. Kaçakçının topladığı afyonun kilosu ise Suriye sınırında bin liradır.

    Kaçakçılar üreticiden topladıkları afyonların bir kısmını köylerde kurdukları imalathanelerde işlerler ve morfin haline getirirler. Morfinin imal yerinde kilosu 4 bin lira, büyük şehirlerde ise 6 bin liradır. Bu morfinler çeşitli yollardan özellikle tır kamyonları ile ve Lübnan üzerinden Marsilya'ya kaçırılır. Avrupa'da morfinin kilosu 15-20 bin lira arasındadır. Marsilya'da işlenen morfin, eroin haline getirilir ve Amerika'ya gizlice sokulur. Bir kilo eroinin Amerika'daki değeri 25-40 bin dolar arasındadır.

    TÜRKİYE'DE EROİN İMALI YOK

    Türkiye'de eroin imal edilememektedir. Zira morfini işleyip eroin haline getirmek için modern laboratuvarlar gereklidir. Türkiye'de bir eroin pazarı olmadığı için üreticiden 200 liraya alınan afyon, ya kilosu bin liraya direkt olarak, ya da kilosu 6 bin liraya morfin olarak dışarıya kaçak olarak satılır. 200 lira ve 6 bin lira.. İşte üretici ile kaçakçının kazançları arasındaki fark.. Ve işte yıllardan beri oynanan "Afyon oyunu".. Bu oyun bozulamadığı için Hükümet haşhaş ekimini yasaklamıştır. Kaçakçılar yıllardan beri milyonları, düzenledikleri bu oyunlarla kazanmışlardır. Hem de köylünün elini kolunu üç-beş kuruşa bağlayarak.. Afyonunu kaçağa veren köylü bile yıllardan beri hep aynı köylüdür. Ne bir adım ileri gitmiştir, ne de bir adım geri...

    SONUÇ...

    Yıllardan beri oynanan bu oyun 1972 temmuz ayında sona erecek artık.. Belki ilk yıllarda köylü çeşitli zorluklarla karşılaşacak ama, zamanla yeni savaşının uğraşına dalacak ve "haşgeş"i unutacak. Ve belki de köylünün bu yeni uğraşında, onun sırtından para kazanmaya alışanlar yeni yeni oyunlar sahneye koymaya çalışacaklar. Bunda başarılı olup olmayacaklarını ise zaman gösterecek.


04 Temmuz 2025

Eğret 1891


    'Seyyahların Gözünden Afyonkarahisar'ı okuyorum. Hasan Özpınar 2019'da basılan bu kitabında yolu düşen gezginlerin Afyonkarahisar izlenimlerini bir araya getirmiş. Kronolojik bir sıralama var, biz de ona göre takip ediyoruz.

    Afyonkarahisar'dan geçen Hicaz Demiryolu projesi hayata geçene kadar Afyon'a gelen gezginlerin büyük çoğunluğu Eğret'e de uğramak zorundaydı. Çünkü İstanbul ve Bursa istikametinde burası önemli bir duraktı.

    Demiryolu hizmete girdikten sonra aynı güzergah yolcuları karayolunu değil onu tercih ettiklerinden bu dönem sonrası gezginlerinin notlarında Eğret bulunmuyor. Öncekilerde var ve bu yüzden 20. yüzyıla kadarki gezgin notları bizim açımızdan çok değerli. Yalnız Hasan Bey Afyon merkezli bir çalışma yaptığı için gezginlerin şehre dair notlarına ağırlık vermiş. Diğer ayrıntılara girmeden onlardan tanıtım metninde söz etmiş.

    Eğret hakkında verilmeyen ayrıntıların sebebi de bu... Misal İskoçyalı Agnes Dick Ramsay gezisinin son bölümünü Hasan Bey şöyle bağlıyor: "Bayan Ramsay Afyonkarahisar Mevlevihanesi’nde seyrettiği sema ayinini etraflıca tasvir ettikten sonra ayrılırken Şeyhin buradaki kıymetli şamdanları gösterdiğini belirtir. Ertesi gün 23 Ağustos’ta şehirden ayrılır Kalecik Köyü’ne gider, kuzeydoğu’da Doğanlar Köyü, oradan muhtemelen Heybeli Kaplıcası’nı görür, Çobanlar’da konaklarlar. Sabah tekrar Afyonkarahisar’a gelirler. Şehirde kısa bir tur attıktan sonra Kütahya istikametine doğru yola çıkarak Gecek Hamamı’na girer ve burada Türk kadınlarının hamam keyfini ve hamamı detaylı bir şekilde anlattıktan sonra yola koyularak Eğret’te (Anıtkaya) konaklayarak yollarına devam ederler."

    Bu bir paragrafta özetlediklerini de olduğu gibi alsaydı kitabın hacmi olağanüstü genişleyeceğinden yazara hak vermek zorundayız. Lakin son cümlenin çeyreğinde yer verilen Eğret ayrıntısı zihnime batmaya başladı. Acaba beş kelimelik "... Eğret’te konaklayarak yollarına devam ederler." sözünün gerisinde neler vardı. Hiç bir şey yoksa bile Eğret'te geçirilen bir gece var, bu az bir şey değildir...

    Bu düşüncelerle sanal alemde Agnes Dick Ramsay kitabının peşine düştüm ve nihayet yakaladım. Sabırsızlıkla Hasan Bey'in bir paragrafta özetlediği bölümü buldum. Heyecanımı kaybetmeyeyim diye önce ayrıntılı Gecek hamamı tasvirlerini okudum. Ancak ondan sonra, orada olduğunu bilip de içeriğine vakıf olmadığım Eğret bölümüne geçtim.

    Bayan Ramsay de Eğret'e sadece bir paragraf ayırmış, ancak bu bir paragrafta çok değerli ayrıntılar var. Daha sonra üzerinde çok konuşulacak ve hakkında çıkarımlar yapılacak paragrafı önce aynen alıntılayacağım:

    "Bundan sonra kuzeye doğru yola devam ederek güneş batmadan önce Eyret'e vardık. Çadır, bir Selçuklu hanının kalıntılarına yakın bir nehrin kıyısında kurulmuştu. Burada gelip geçen yolcular tarafından ahır olarak kullanılabilecek yeterli miktarda bina kalıntısı vardı. Çatı kemerliydi ve içerde de bir çift kemer dizisi bulunuyordu.
    28 Ağustos, Perşembe - Eyret'ten ayıldıktan iki saat sonra oldukça verimli ve kalabalık nüfuslu bir ovaya indik..."

    Güneş batmadan önce köye gelmişler, yani akşama doğru... Bununla beraber konakladıkları yeri inceleyecek kadar vakti varmış, öyle anlaşılıyor... 

    Evvela Han/Kervansaraydan bahsetmiş ve onun Selçuklulardan kalma olduğunu kaydetmiş. Bu bilgiyi tecrübesine dayanarak veriyor da olabilir, sorup soruşturmuş da olabilir. Çünkü daha önce buradan geçmiş olması çok muhtemeldir, zira Afyon'a defalarca gelmiş. Mimari eserlerin tarihini çıkarabilecek kadar mesleki tecrübeye sahip bir araştırmacı olduğuna da şüphe yok. Daha sonra han ile ilgili ayrıntıya da girecek ve çatının kemerli yapısıyla içerideki çift kemerli koridordan söz edecektir. Mutlaka içeriye girmiş olmalıdır.

    Han dışında yolcuların ahır olarak kullanabileceği bina kalıntılarını da yazmış. Kalıntı dediğine göre harabe olup o sırada kullanılamayacak durumda olduklarını mı kastediyor, yoksa bina kalıntılarının ancak ahır olarak kullanılabilecek viraneler olduğunu mu kastediyor pek belli değil.

    Son dönem bazı kervansaray fotoğraflarında girişin sağ tarafında garaörtü bir eklenti görülüyor. İşgal günlerinde de bulunan bu eklentiyi 1960'lardaki tamirden önce son haliyle görenler hala hayatta... Acaba bayan Ramsay virane derken bu eklenti ve benzerlerini mi anlatıyordu. Başka bir gezgin de hemen kervansaray yakınında bir odadan bahsetmişti...

    Ramsay'ler kervansarayda kalmamışlar. Son dönem gezginlerindeki benzer davranışlara bakılırsa kervansarayın o dönemde işlevini yitirdiği anlaşılıyor. Eğret'te mola veren yolcular kervansaraydan bahsetseler de geceyi odalarda geçiriyorlar.  Fakat Ramsay ve kocası kamp kurup çadırda geceliyorlar.

    Çadır kurdukları yer, hanın hemen karşısındaki dere kenarıdır. Hepimizin bildiği Bunar'dan doğan Eğret deresini nehir diye adlandırması bana ilginç geldi. Gerçi DSİ marifetiyle ıslah edilip derin bir yatağa kavuşturulmadan önce dere, çevresine yayılarak büyük bir nehir gibi göründüğü olurmuş. Hatta şimdiki İlkokul yeri filan sürekli sular içinde bulunduğundan, oraya Muhtarlık oluruyla bir şeyler ekmeye çalışan Galgancıların Ayanoğlu Mehmet'e Vakvak/Ördek lakabı bu yüzden verilmiş. Oralar sürekli sular altında... Fakat aylardan Ağustos olduğu için bir nebze sular çekilmiş olabilir, işte oralarda uygun bir yere Ramsay'ler çadır kurmuşlar... Yanlarındaki görevli ve yardımcılar yine odada kalmış olmalılar...

    Ertesi gün köyden ayrıldıklarını bildiren notta tarih atılmış: 28 Ağustos... Bu tarihin Eğret için önemi malumdur, yaklaşık 30 yıl sonra uzun süredir burada bulunan işgalcilerden 28 Ağustos 1922'de kurtarılmıştı... İşgalci Yunanlar köyün pek çok binasına yerleşmişler; Gocacami'yi hastane, Kervansaray'ı yemekhane olarak kullandıkları biliniyor. Bunun yanında pek çok yere de çadırlar kurmuşlar; Üyük tepesine, Omarcıkların evlerin alt tarafına, Mumaklık'a... Çadır kurdukları yerlerden biri de Han karşısındaki dere kenarı, yani 30 yıl önce Ramsay'lerin konakladığı nokta...

    28 Ağustos sabahı Eğret'ten ayrılıp kuzeye doğru yollarına devam etmişler. İstanbul'a kadar her gününü ayrıntılı bir şekilde kitabında anlatacaktır...



19 Haziran 2025

Köy Sancağına Ne Oldu?


    Her türlü salıncağa sancak derlerdi, tavana  pardıya asılıp beşik vazifesi gören salıncak da dahil... Lakin kelimenin bu en yaygın anlamıyla işimiz yok... Herkesin bildiği bayrak anlamıyla da kullanılıyor Anıtkaya'da, fakat sancak ile bayrağın farkı da malum... Askeri birliği temsil eden sırmalı, püsküllü, şeritli özel bayraklara sancak deniliyor. Bayrak ise biçimi ve boyutları anayasaya girmiş ulusal bir sembol... Konumuz bu anlamdaki sancak da değil...

    Bazı büyük idari merkezlere de sancak deniliyordu. Şehzadelerin sancağa çıkması buradan geliyor, Manisa, Amasya, Trabzon gibi sancaklara stajyer gibi atanıyorlarmış. Tabi Eğret köy sancağının, kelimenin bu anlamıyla da alakası yok...

    Eskiden yerleşim olarak önemli görülen merkezlerde bir sancak bulundurulurmuş. Milli, manevi, dini otoriteyi temsil eden bu sancağa genellikle 'cihad sancağı' deniliyor. Kırmızı atlas kumaş üzerine Besmele, Saff Suresi 13. Ayet, Kelime-i Tevhid ve ortaya ayyıldız işlenirmiş. Üç tarafı sırmalı saçaklı bu büyük ve ağır sancak, sağlam bir direğe bağlı olarak her an taşınmaya hazır tutuluyor.

    Sair zamanlarda tekke, zaviye veya camide muhafaza edilen sancak, manevi değeriyle orantılı büyük saygı görüyor. Tabi her zaman ortalıkta görülmüyor, Halifenin cihat, padişahın seferberlik ilanı gibi önemli duyurular sancağı açarak yapılıyormuş. Tarihte bazı ayaklanmalar da sancak açılarak başlatılmış, böyle olumsuz hatıralar da var onunla ilgili....

    Bilindiği gibi ilk zamanlardan beri Eğret önemli bir yerleşim merkeziymiş. Kervansaray, Cumacamisi ve Hacı İbrahim Zaviyesi bunun böyle olduğunu gösteriyor. Haliyle burada da bir sancak bulundurulması doğaldır. Eğret köy sancağının Tekke ve Cumacamisi'nden hangisinde muhafaza edildiğini bilmiyoruz, ancak 1910 gibi Gocacami yapıldıktan sonra oraya getirilmiş. Hemen sonraki seferberlikler hep onun gölgesinde duyurulmuş. İşgal döneminde nerede nasıl korunduğuna dair de bilgi yok... Kurtuluştan sonra yine Gocacami'deki yerine konulmuş, bundan sonra 2023 yılına kadar tam bir asır orada ikamet edecek...

    Seyman geleneğinin Eğret'teki geçmişi tam olarak kestirilemiyor, ama en azından 19. yüzyıla uzandığı kesin. Tabi köy sancağının bu kültürün ayrılmaz bir unsuru olduğunu belirtmeliyiz. Seymanlar düğünlerde düzeni sağlayan ve eğlenceyi organize eden güveyinin arkadaşlarına deniliyor. Fakat seyman topluluğunun yıldızı, baş seyman denilen kişidir ve onun alameti düğün boyunca köy sancağını taşımasıdır. Bu yüzden herkes baş seyman olamaz, çünkü Gocacami'deki sancağı taşımak üzere kiralamak ihaleye bağlanmış. Maddi açıdan belli bir gücün olacak ki seyman durabilesin...

    Sadece ekonomik güç yetmiyor sancağı alabilmek için. Kütüklüğü, direği ve kumaşıyla çok ağır; onu taşıyabilmek, hatta gerektiğinde sallayabilmek için bilek ve pazu gücü de lazım. Bu yüzden hep iri yarı, cüsseli, gabadayı yapılılar seyman dururmuş... Böylece Eğret köy sancağı 1970'lere kadar düğünleri şenlendirmiş, hatta gerektiğinde seymanın göğsünde başka köylere de gitmiş gelin almak için...

    Düğünlerdeki vazifesi bundan yarım asır önce tamamlanmış, zira seyman geleneğinin bitmesiyle sancak da ayağını düğünlerden çekmiş. Bununla beraber Eğretlinin hayatında bir çeyrek asır daha varlığını sürdürecektir. Hacı uğurlama ve karşılamada...

    İstanbul yolu tam da Kervansaray'ın önünden geçermiş, sonra eski susayola, daha sonra da şimdiki hattına alındı. Hacılar kervana katılıp yola revan olmak için Han'a kadar inmek durumundaydı. Uğurlama alayı Hacı İbrahim Zaviyesi'nden başlayarak o zamanki selyolağı kenarından Han'a kadar hacılara tekbirlerle eşlik ediyordu. Tabi alayın en önünde her zaman köy sancağı bulunurdu... Bu gelenek Gocacami yapıldıktan sonra da aynı şekilde sürdürüldü. Hacılar Tekke'den Han'a, daha sonraları asvalta kadar uğurlanır; bir kaç ay sonra geldiklerinde yine orada karşılanırlar ve tekbirlerle yukarı çıkarılırlardı. Bu uğurlama ve karşılama adetinin olmazsa olmaz iki unsuru, tekbir ve sancak... Sonradan Galipbey Caddesi adını alacak olan bu koca bayırda, yılda iki kez tekbirler gürledi, sancak salındı... 

    Yıllar geçti, karayoluyla hac seçeneği ortadan kalktı, yolculuklar kolaylaşıp hac süreleri kısaldı. Kısıtlamalar, kuralar, umre imkanları derken hac sıradanlaştı... Bu arada hacı uğurlama ve karşılama geleneği de sessiz sedasız hayatımızdan çıktı. Böyle olunca köy sancağı da unutuldu...

    Oysa 1990'lı yıllarda da sürdürülüyormuş, hatta 2000'lerin başlarında hacı uğurlandığını söyleyenler var. Karşılama yapılmamış, ama uğurlama devam ettirilmiş... Sancağı sorduğumda anlatmışlardı, hassas bir dönemden geçerken yanlış anlamalara meydan vermemek için uğurlama merasiminde sancağın yanında bir de Türk bayrağı açmışlar. Bu da güzel adet aslında, çünkü her ikisi de ayyıldızdan oluşuyor ve birbirlerine rakip ve düşman değiller. Sancak da bizim, bayrak da, hatta isim olarak birbirinin yerine geçtikleri bile olur, o kadar bütünleşmişler...

    Gelvelakin çağın şartları gereği hacı uğurlama geleneğine veda edince sancak da Eğretlinin hayatından tamamen çekilmiş, Gocacami'de dayandığı yerden bir daha alınmamış. Adeta orada unutulmuş... 

    Bir çok manevi değerimizin sessizce yok olduğunu görüyor ve "Keşke zamanında bir fotoğrafını almış olsaydık" diye hayıflanıyoruz. Bu yüzden geçenlerde sancağı görüntülemek istedim, ama yine geç kalmışız. Zira köy sancağımız iki yıldır ortalıkta yokmuş. Kim aldı, niye aldı, nereye götürdü, bilinmiyor...

    Allah Allah! Kocaman sancak nereye gider... Askeri birliklerde sancağı çaldırmak büyük ayıp olduğunu herkes bilir...  Acaba köy sancağını çaldırdık mı!?...



17 Haziran 2025

Vay Yonan Malı Vay!


    Gerilerde kalan şu 'Bırak Eskileri' başlıklı yazıyı okumak, konuyu anlamlandırmak için iyi bir başlangıç olabilir.

    Meğer Kelbekir, Aliefe'den yediği dayağın daha acısını yirmi yıl kadar öncesinde işgalci Yunan askerlerinden yemişmiş. Bu seferki olayı Nebi Tüblek'ten değil, görünce çağrışım yaptığı Selahattin Atay'dan dinledik.

    İşgal yıllarında Sakanın Bekir 10-11 yaşlarında çocukmuş. Çocukmuş ama, o dönemde çocukluk oyunla değil çalışmakla geçiriliyor. Tam da harpler darpler döneminin başında doğan Bekir'in bütün çocukluğu bu kara günlere denk gelmiş. 10 yaşına geldiğinde  ise Eğret'te 'gavur' askerler dolaşmaya başlamış. Bu durumda hangi oyundan, ne çocukluğundan bahsedeceksin...

    Selahattin Abi de konuya tam bu noktadan girdi. Çeşme başında işgalciler tarafından çekilen fotoğraftakilerin kimlikleri bilinip bilinmediğini sordu. Bunun mümkün olmadığını, sadece katırın yularını tutan yalınayak çocuğun Timitiri Arif olabileceğine dair tahminler bulunduğunu söyleyince, bir çocuk olarak babasından dinlediklerini hatırlamış. Başladı bize anlatmaya...

    Sakanın Bekir o yaşında çifte gidermiş. Sabanı, örendireyi anca tutabiliyormuştur herhalde. Dombeylerle sürermiş çifti. Sakaların altı çift sağım, bir çift de koşum dombeyleri varmış, çift sürme işini bu koşum dombeyleriyle yapıyor Bekir. 

    Yunanlar köydeki sığır öküz ve koyun keçilerin, hatta kaz tavuk gibi kümes hayvanlarının kökünü kurutmasına rağmen dombeylere itibar etmemesi ilginçtir. Acaba bu türün etini sevmemişler miydi?

    Neyse, Bekir hangi tarlayı sürdüyse sürdü... Hayvanlar boyundurukta getirilirmiş eve... Saban tarlada bırakılıyor, ertesi gün devam edilecek çünkü... Yularından yederek veya ardından örendireyle dürtükleyerek hayvanları sürerlermiş. Yalnız her türlü köyden çıkışlar, hatta tarlaya gidişler bile kontrol altında olduğu unutulmamalıdır. Çocuk yaşta da olsan izin belgen yanında olmadan, karnesiz ayrılamıyorsun; köyden çıkarken ve geri girerken böyle kontrolller yapıyor işgalciler... Hatta çok basit zirai aletleri alıp kullanmak dahi izne tabi imiş. Bütün bunlarla ilgili çok tatsızlıklar yaşanmış, mesela izinsiz urgan aldın diye Araposman'ı öldüresiye dövmüşler...

    Neyse ki Bekir kazasız belasız köye dönmüş, evlerine sürmüş dombeyleri. Hayvanlar da alışık, biliyorlar ki artık evdeler boyunduruktan kurtulma vakti geldi. Özgürlük hissi yalnız insana mahsus değil, dombeyler de buna düşkün... Onların bu özgürlük içgüdüsü bakalım Sakanın Bekir'in başına ne işler açacak...

    Boyunduruktan kurtulma içgüdüsüyle hayvan dış zevleye yükleniyormuş boynuyla. Bu müthiş baskı sebebiyle zevleyi çekip çıkaramıyor Bekir... Dombeyin baskısına insan gücü dayanabilir mi; söyledikti, zaten daha çocuk sayılır... Hayvan boyunduruktan kurtulmak için yükleniyor, o yüklendikçe Bekir milim çekemiyor zevleyi... Çok bunalmış çocuk ve;

    - 'Vay bilmemnetdimin Yonan malı!' diye kükremiş... Hayvana mı kızdı, kendi güçsüzlüğüne mi yandı, yoksa Gavurun boyunduruğunda bulunmaktan mı bunaldı da böyle bağırdı bilinmez...

    Yalnız her yerde vıgır vıgır karşına çıkan askerler de duymuş bunu. Çocuğun dediklerini tam anlamasalar da, içinde Yunan kelimesi geçen bu bağırtıyla kendilerine küfrettiğini düşünmüşler. Böyle düşünmekte haklı olabilirler, çünkü sadece Eğret'te bulunmalarından dolayı bile en galiz küfürleri hak etmekteydiler...

    Her türlü küfrü hak eden askerler hışımla koşmuşlar ve tekme tokat, yumruk dipçik karışık çok fena dövmüşler Bekir'i... Bu arada onlar da 'Gamudu kerata! Gamudu kerata!' diye küfürler savuruyormuş. Dediğine göre kan revan içinde kalmış, aklı başında olmasına rağmen ölü-baygın numarası yapmış da öyle kurtulmuş. 

    Sakaoğlu Ali ile Kezban Hanım, o vaziyetteki oğullarını Gavurun elinden kurtarıp kenara sürümüşler. Galiba Yunanlar da öldü diye bırakmışlar. Taze koyun derisine sarıp sarmalayıp kırığını çıkığını, yara beresini tedavi etmişler de öyle ayağa kalkmış. Yunan yediği hayvanın ayaklarıyla kellesiyle uğraşmayıp atarmış o vakitlerde ve attıklarının içinde deri de varmış. Yeni yüzülmüş deri eksik olmazmış...

    28 Ağustos 1922'de boyunduruktan kurtulmuşlar...  1940'lı yıllarda Aliefe'nin pataklaması ne ki, Kelbekir asıl dayağı Yonan'dan yemiş... Aliefe 1982, Kelbekir 1983'te vefat etti; nurlarda yatasılar...


15 Haziran 2025

Üçüncü Albüm

1.SAYFA
1.SIRA: 1.Ziyatdin Külte, 2.Mahmut oğlu Mehmet Öztürk, 3.Mehmet Seçan, 4.Godal Emin Aykaç, 5.Berberlerin Emin Öztürk
2.SIRA: 1.Veysel Uysal, 2.Öter Ömer Tüblek, 3.Hacer Aykaç, 4.Uykucu Ömer Şen, 5.Resul oğlu Aziz Eser
3.SIRA: 1.Hafızın İbrahim Öztürk, 2.Godağın Halil İdis, 3. Aziz eşi Fatma Can, 4.Osman Yakışır
4.SIRA: 1.Cemile Aydın, 2.Veysel Kök, 3.H.Hüseyin Kabadayı, 4.Abdullah Öter, 5.Osman Koç
5.SIRA: 1.Ahmet Sancak, 2.M.Ali Aytar, 3.Rafi Taşkın, 4.Güler Altınbaş, 5.İsmihan Yırgal

2.SAYFA
1.SIRA: 1.Zekeriya Ölmez, 2.Resul Atay, 3.Terzi Musa Türkmenoğlu, 4.Vedat Terlemez, 5.İsmail Öter
2.SIRA: 1.Hasan öncül, 2.Hüseyin Saki, 3.Süleyman eşi Hatice Dadak, 4.Mahmut oğlu Mevlüt Öztürk
3.SIRA: 1.Veli tetik, 2.Altındişin Hasan Sağlam, 3.Şükrü Öncül, 4.S.Ahmet Mola
4.SIRA: 1.Musa eşi Selime Türkmenoğlu, 2.Veysel eşi Gülsüm Dirlik, 3.Kamil Erol, 4.Gavalcı

3.SAYFA
1.SIRA: 1.Süleyman Boy, 2.İbrahim Keleş, 3.Mehmet eşi Hatice Can, 4.Yunus Yonat
2.SIRA: 1.Ahmet Şahin, 2.Abdurrahman eşi Meryem Kirkit, 3.Ferit Aydın, 4.Veysel Varlı
3.SIRA: 1.Hasan Yaman, 2.İzzet Öztürk, 3.Yakup Kopan, 4.Halit Akyol
4.SIRA: 1.İhsan Öter, 2.Hamdi Dadak, 3.Hüseyin İnanır, 4.Mevlüt Kopan, 5.Kazım Çotak

4.SAYFA
1.SIRA: 1.Salih eşi Ayşe Kaçmaz, 2.Şerife Külte, 3.Sultan Koç, 4.Ömer Tok, 5.İbrahim Koç
2.SIRA: 1.Haydar Acar, 2.Hüsnü Kaçmaz, 3.Ali Kirkit, 4.Mahmut Salman, 5.Hüseyin oğlu Mehmet Saki
3.SIRA: 1.Süleyman eşi Nazmiye Sancak, 2.Goca Hasan Öztürk, 3.Halil eşi Azime İdis, 4.Bahattin Azbay, 5.Cemal eşi Ümmühan Omak
4.SIRA: 1.İsmihan Ildız?, 2.Derviş eşi Sabire Kopan, 3.Şerafettin Dadak, 4.Şerife Karatepe, 5.Adem Yola
5.SIRA: 1. İbrahim Ildız, 2.Fatma Demir, 3.Salim eşi Sultan Kurt, 4.Aziz eşi Elveda Eser, 5.Süleyman eşi Satı Salman

5.SAYFA
1.SIRA:
2.SIRA:
3.SIRA:
4.SIRA:



6.SAYFA
1.SIRA:
2.SIRA:
3.SIRA: 3.Keçimehmedin İbrahim Seçan
4.SIRA: 4.Yağcımahmudun Mehmet Aykaç


7.SAYFA
1.SIRA:
2.SIRA: 1..., 2..., 3..., 4. Mehmet Salman
3.SIRA:
4.SIRA: 1.Abdullah Toka,
5.SIRA:

8.SAYFA
1.SIRA:
2.SIRA:
3.SIRA:
4.SIRA:
5.SIRA:

9.SAYFA
1.SIRA:
2.SIRA:
3.SIRA:
4.SIRA:
5.SIRA:

10.SAYFA
1.SIRA:
2.SIRA:
3.SIRA:
4.SIRA:
5.SIRA:

11.SAYFA
1.SIRA:
2.SIRA:
3.SIRA:
4.SIRA:
5.SIRA:

12.SAYFA
1.SIRA: 1-2.İzzet, Ayşe Dirlik; 3-4.Ahmet, Ümmühan İdi
2.SIRA: 4.Muhsine Taşkın
3.SIRA:
4.SIRA:
5.SIRA:

13.SAYFA
1.SIRA: 1-2.....; 3-4.İbrahim, Aynur Sancak
2.SIRA: 1-2.Yusuf, Hafize Kirkit; 3-4.İdris, Neslihan Sancak
3.SIRA: 1-2.Alaaddin, Sare Şık; 3-4.Mehmet, Emine İdis


14.SAYFA
1.SIRA: 1-2.Mevlüt, Emsal Arslan; 3-4.Zeynel, Şerife Çotak
2.SIRA: 1-2.Mehmet, Hatice Boy; 3-4.Ali Osman, Hanım Kanat
3.SIRA: 1-2.Ahmet, Ayşe Asan; 3-4....
4.SIRA: 1-2.Halil, Gülsüm Öztürk; 3-4....

15.SAYFA
1.SIRA: 1-2.İsmail, Mamuş Fidan; 3-4.Ömer, Aynur Tüblek
2.SIRA: 1-2.Süleyman, Ümmühan Saçak; 3-4.Ahmet, Hüsniye Şık
3.SIRA: 1-2.Şaban, Türkan As; 3-4.Cemal, Ayşe Işılak
4.SIRA: 1-2.Hilmi, Kezban Kopan; 3-4.İbrahim, Cemile Dadak

16.SAYFA
1.SIRA: 1-2.Hasan, Ayşe Okutan; 3-4.İbrahim, Havva Seçan
2.SIRA: 1-2.Ali Osman, Sevim Sancak; 3-4.Abdullah, Gülşen Toka
3.SIRA: 1-2.Yakup, Maksudiye Tür; 3. Ali Osman Er, 4.Melahat İdi
4.SIRA: 1-2.Ahmet, Zeliha Eşit; 3-4.İbrahim, Fatma İdi

17.SAYFA
1.SIRA: 1-2.Veysel, Gülsüm Dirlik; 3-4.H.İbrahim, Nuran Acar
2.SIRA: 1-2....; 3-4.Hasan, Gülümser Dadak
3.SIRA: 1-2.İbrahim, Ayşe Taşkın; 3-4.H.İbrahim, Emine Öztürk
4.SIRA: 1-2.Muzaffere, Nuri Argunşah; 3-4.Mehmet, Halime İdis

18.SAYFA
1.SIRA: 1-2.Osman, Kezban Patlar; 3-4.İsa, Satı Okutan
2.SIRA: 1-2.Şükrü, Fadime Öztürk; 3-4.Osman, Şükran Akyol
3.SIRA: 1-2.Şahin, Ulviye Er; 3-4.Osman, Gülsüm Haykır
4.SIRA: 1-2.Salih, Hesna Dadak; 3-4.Abdurrahman, Gülfem Yavuz

19.SAYFA
1.SIRA: 1.M.Ali Dadak, 2.Meşhur Ahmet Azbay, 3.Salim Kaynar, 4.İbrahim oğlu Halil Kirkit, 5.Ömer Azbay
2.SIRA: 1.M.Ali eşi ..., 2.Ziyaddin eşi Ayşe Külte, 3.Ramazan Sancak, 4.Hüsniye Terlemez, 5.Ziyaddin eşi Hüsniye Şen
3.SIRA: 1.Hamdi Honça, 2.Hasibe Kopan, 3.Ahmet eşi Fadime Can, 4.Sunay Er, 5.Muhsin Acar
4.SIRA: 1.Yakup İdi, 2.Azime İleri, 3.Muzaffer eşi Halime Kaçmaz, 4.Salim eşi Zele Kaynar, 5.Mehmet Oran
5.SIRA: 1.Mustafa eşi Satı Temel, 2.Hüseyin eşi Fatma Eminç, 3.Murat eşi Hatice Külte, 4.M.Emin Kök, 5.Nurten Öztürk

20.SAYFA
1.SIRA: 1.Mahmut Külte, 2.Mahmut Omak, 3.Mehmet Azbay, 4.Osman Terlemez
2.SIRA: 1.Şerife Koç, 2.Ali Saki, 3.Ahmet Can, 4.Tellilerin Salim Öztürk, 5.Ekrem ...
3.SIRA: 1.Mehmet eşi Azime Öztürk, 2.Ekrem Aracı, 3.Şaban Oran, 4.İbrahim Dalmışlı
4.SIRA: 1.Müzeyyen Kalkan, 2.Hatice Azbay, 3.Yakup Oran, 4.İzzet Omak, 5.Resul Atay

21.SAYFA
1.SIRA: 1.Murat Külte, 2.Hatice Yavuz, 3.Halit eşi Fatma Patlar, 4.Hüsnü eşi Sultan Kaçmaz, 5.Satı Aydın
2.SIRA: 1.Osman Mola, 2.Kara Battal ..., 3.Sultan ..., 4.Seher Kopan, 5.Ahmet Geriş
3.SIRA: 1.Osman Azbay, 2.Keskin oğlu ..., 3.Aziz Değer, 4.Taciddin Salman, 5.Raziye Kaçmaz
4.SIRA: 1.Muzaffer Kirkit, 2.Sultan Emse? 3.Bezekinin Ali Tok, 4.Deli Mehmet İdi, 5.İbrahim Eren
5.SIRA: 1.Osman Çetin, 2.Abdullah eşi Fatma Terlemez, 3.Seyfettin Kasal, 4.Bekir eşi Fadime Yırgal

22.SAYFA
1.SIRA: 1.Halil Taşkın, 2.Abide Özdemir, 3.Veysel Yavuz, 4.Suzan Seçan, 5.Lütfiye Dadak
2.SIRA: 1.Saynur Tetik, 2.Seyfettin Kasal, 3.Mevlüt Alorata, 4.Şevket Can, 5.Şükrü Patlar
3.SIRA: 1.Ahmet Can, 2.İbrahim Köz, 3.Mehmet Ali Ölçer, 4.Emin eşi Ayşe Kök, 5.Halil eşi Selime Soylu
4.SIRA: 1.Hanife Eren, 2.İbrahim İdis, 3.Kınalı Emine kızı? 4.Osman Patlar, 5.Şuayip İdi
5.SIRA: 1.Zehra Çalışır, 2.Yakup Süngü, 3.Aziz Can, 4.Çerçi oğlu İbrahim Kopan

23.SAYFA
1.SIRA: 1.Mehmet Can, 2.Abdurrahman Kirkit, 3.Adem kaçmaz, 4.Gürsel Aydın
2.SIRA: 1.Kezban Patlar, 2.Hasan Kabadayı, 3.Münevvere Dirlik, 4.Adem Kaçmaz
3.SIRA: 1.Müzeyyen Taşkın, 2.Ahmet İleri, 3.Halime Acar, 4.Gülsüm Azbay, 5.Veysel eşi Cemile Koç
4.SIRA: 1.Muzaffere Oran, 2.Ümmühan Kaya, 3.Azime İdis, 4.Olucaklı Cemalettin Duran, 5.Sağıroğlu
5.SIRA: 1.Sema Aytar, 2.Ömer Salman, 3.Ülfet İdi, 4.Seviye Saki, 5.Mehmet Patlar

24.SAYFA
1.SIRA: 1.Hasan Öztürk, 2.İzzet oğlu İbrahim Keskin, 3.Ahmet Atay, 4.Hüseyin Eminç, 5.Veysel Yavuz
2.SIRA: 1.Süleyman Sancak, 2.Halil İleri, 3.Zeynep Öztürk, 4.Seyfettin Kasal, 5.İsmail Sağlam
3.SIRA: 1.Fadime Kalkan, 2.Ziyaddin Şen, 3.Ahmet Azbay eşi, 4.Üzeyir Dalgıç, 5.İbrahim Efe
4.SIRA: 1.Halil eşi Satı Azbay, 2.Ayşe Mola, 3.Resul eşi Nuran Atay, 4.Cingen Firdes, 5.İbrahim Soylu
5.SIRA: 1.Kazım Öztürk, 2.İbrahim Mola, 3.Yeni Hasan Kocatepe, 4.Süleyman Oran

25.SAYFA
1.SIRA: 1.Halil Bar, 2.Şerifoğlu Ahmet Yalçın, 3.Fadime Fidan, 4.Hasan Kirkit, 5.Osman eşi Emine Mola
2.SIRA: 1.Cavit Oran, 2.Mısdan Mustafa Soya, 3.Tellilerin Halil Öztürk, 4.M.Emin Aykaç, 5.Kazım eşi Hatice Keleş
3.SIRA: 1.Ziyaddin eşi Ayşe Külte, 2.Nazike Soydan, 3.Ahmet Seçan, 4.Hatice Aykaç, 5.Zehra Aytar
4.SIRA: 1.Resul eşi Satı Tül, 2.Aziz Öztürk, 3. Mübahat Aykaç, 4.Halil ...
5.SIRA: 1.Kadir Haykır, 2.Ali Osman Terlemez, 3.Şerife..., 4.Elveda Erdem, 5.Ekrem Omak

26.SAYFA
1.SIRA: 1.Ahmet eşi Nisbet Can, 2.Kadir eşi Huriye Haykır, 3.Kelhoca Halil Yıldız, 4.Ercan Yonat
2.SIRA: 1.Kedi Veli Ildız, 2.Ömer oğlu Mustafa Öncül, 3.Kel Süleyman Eren, 4.Satı Soylu
3.SIRA: 1. Ali Osman Er, 2.Veli oğlu Halil tetik, 3.Veysel Koç, 4.Mevlüt Haykır
4.SIRA: 1.İbrahim Değer, 2.İbrahim Demir, 3.Göden Mehmet Dadak, 4.Veysel eşi Ayşe Uysal

27.SAYFA
1.SIRA: 1-2. Mehmet ve Münevvere Patlar, 3..., 4..., 5...
2.SIRA:
3.SIRA:
4.SIRA:


28.SAYFA
1.SIRA: 1.Hasan Kaya, 2.Hasan Kaya
2.SIRA: 1.Ülfet (Rıfat) Çetin, 2. Mahmut Ayas, 3....
3.SIRA:



İkinci Albüm

KAPAK

1.SAYFA

2.SAYFA
1.Sıra: 1.Hasan Kaya, 2.Eyüp Dirlik, 3.Adem Zenger, 4.Mürsel Taşkın, 5.Hüseyin Yavuz, 6.Mehmet Ildız, 7.Macur Ali Öncül, 8.Ömer Kurt, 9.Yalçın Salman, 10.Ali Osman Seçan
2.Sıra: 1..., 2.H.İbrahim Erdem, 3..., 4.Veysel Koç, 5.İbrahim Keleş, 6.Resul Omak, 7.Erdal Tüblek, 8.Arif oğlu Salih Külte, 9.Mustafa İdis
3.Sıra:1..., 2.H.İbrahim Onay, 3.Kazım oğlu Ali Omak, 4.H.İbrahim Seyrek, 5.Hüseyin Kurt, 6..., 7.Ahmet Kurt, 8.Halil Koç, 9.Mustafa Omak
4.Sıra:1.Osman Erdem, 2.Ali Osman Seçan, 3.Ekrem Aracı, 4.Sami Kirkit, 5.Ali Ölçer, 6.Musa Boy, 7.Ahmet Selman, 8..., 9.Mahmut Ün, 10.Ahmet Işılak

3.SAYFA
1.Sıra:1-2. Ahmet, Sefa Aydın; 3-4. Kerime, Mehmet Kirkit; 5-6. Murat Külte ve eşi; 7-8. Hüsniye, Muhittin Azbay; 9-10. Yılıkların Mehmet Öztürk ve eşi; 11.Halit Patlar
2.Sıra: 1-2.Ahmet, İrfan Sağlam; 3-4.Kezban, Ömer Yaman; 5-6.Ahmet, Ayşe Er; 7-8.Emine, Cemil Öztürk; 9-10.Halil Yola ve eşi; 11.Küpçü Süleyman Dadak
3.Sıra: 1-2.Mustafa, Elveda Erdem; 3-4.Azime, Mehmet Kirkit; 5-6.İsmail, Melahat Ata; 7-8.Selime, Osman Çetin; 9-10.Mehmet, Sare Varlı; 11.Cemal Öztürk
4.Sıra: 1-2.Seydi, Hacer Yavuz; 3-4.Fadime, Osman Çetin; 5-6.İbrahim Kızılyer ve eşi; 7-8.Haydarın Mehmet Acar ve eşi; 9-10.Yaşar, Ayşe Aykaç; 11.Murat Azbay

4. SAYFA
1.Sıra: 1-2. Yakup, Fadime Geçer; 3-4.Leman, Ali Tüblek; 5-6.Ömer, Zehra Tüblek; 7-8.Kezban, İzzet Kopan; 9-10....; 11-12.....; 13...
2.Sıra: 1-2.Lütfi, Ayşe Tüplek; 3-4.Ratibe, Halil Saçak; 5-6.Hasan, Esma sancak; 7-8.....; 9-10.Mahmut, Kerime Koç; 11-12.Fadime, Hasan yet
3.Sıra: 1-2.Ahmet Saçak ve eşi, 3-4.Necla, Abdullah Sağlam; 5-6..., Zele Öztürk; 7-8.Şerife, Muhittin İdis; 9-10.Mahmut, Asiye Arık; 11-12... Özdemir; 13.Hamzaların Adem Kaya
4.Sıra: 1-2....; 3-4.Şerife, Ahmet Sancak; 5-6.....; 7-8.....; 9-10....; 11-12.Şerife, Mehmet Erdem

5.SAYFA
1.Sıra: 1-2.İsmail, Hüsniye Yonat; 3-4.Muzaffer Azbay ve eşi; 5-6.Ahmet Ün ve eşi; 7-8.Ömer, Hamide İbili; 9-10.Ahmet Keleş ve eşi; 11-12.İbrahim Atagül ve karısı; 13.Fadime Temel
2.Sıra: 1-2.Necati, Atike Azbay; 3-4.Muzaffere, İhsan Patlar; 5-6.Halil, Makbule Kaçmaz; 7-8.Sultan, Mehmet Kirkit; 9-10.Münir, Melahat Koç; 11-12....
3.Sıra: 1-2.Hüseyin, Safiye Kaynar; 3-4.Cemil, Hatice Sargın; 5-6.Satı, Zekeriya Külte; 7-8.Salih, Ümmü Külte; 9-10.Şerife, İsmail Dirlik; 11-12.Yusuf, Hafize Kirkit; 13-14.Şerife, Ali Osman Tok
4.Sıra: 1-2.Elveda, Necati Kopan; 3-4.Mustafa ... ve eşi; 5-6.Nuriye, Ahmet Kızılyer; 7-8.Mevlüt, Sare Ildız; 9-10.Huriye, Kadir Haykır; 11-12.Mehmet, Selime Kalkan; 13. Urganlı kızı Halime Honça

6.SAYFA
1.Sıra: 1-2.Halil ... ve eşi; 3-4.Azime, Mehmet Kirkit; 5-6.Ahmet ... ve eşi; 7-8.Mükerreme, Şaban Oran; 9-10.İsmail, Havva Honça; 11-12.Abide, Emin Sağlam
2.Sıra: 1-2.Ramazan, Fadime Sancak; 3-4....; 5-6.Satı, Süleyman Kaya; 7-8.Arif, Havva Külte; 9-10.Nuran, Halil Efe; 11-12....; 13-14....
3.Sıra: 1-2.Veysel, Satı Onay; 3-4.Şule, Ahmet Erdem; 5-6.Veysel, Satı Salman; 7-8.Hayriye, Muhittin Zenger; 9-10.Ömer, Ayşe Tüblek; 11-12.Şerife, Musa Aydın
4.Sıra: 1-2.Abdullah, Selver Dalgıç; 3-4. Ahmet ... ve eşi; 5-6.Çavuş Mehmet, Hatice Tüblek; 7-8.Ahmet, Müşef Tüplek; 9-10.Şerife, Nebi Tüblek; 11-12.Celal, Müzeyyen Atay; 13.Hasan oğlu Halil Omak

7.SAYFA
1.Sıra: 1-2.Ali, Leman Tüblek; 3-4.Şerife, Mevlüt Azbay; 5-6....; 7-8; Huriye, Mehmet Öztürk; 9-10.Bahattin, Türkan Ege; 11-12.Davut, Fadime Azbay 


8.SAYFA
1.Sıra: 1.İdris Salman, 2.Ahmet Saki, 3.Yusuf Külte, 4..., 5.Şaban Varlı, 6.Kenan Öztürk, 7... Arslan, 8.Hasan Çalışır, 9.Arif oğlu Ahmet Varlı, 10.Gırgır Ahmet Yaman, 11..., 12...
2.Sıra: 1.Fatih Haykır, 2...., 3.Emre Omak, 4.Gakgidi Halil Oran, 5. Hidayet oğlu Hasan Yıldız, 6.Adem Efe, 7.Ahmet Er, 8..., 9..., 10..., 11...
3.Sıra:1..., 2.Halime Tok, 3.Havva Tüblek